ANKETİMİZ SONA ERMİŞTİR, İLERİDE YENİ ADAY ADAYLARI İLE YENİ ANKET DÜZENLEYECEĞİMİZİ DUYURUR SAYGILARIMIZI SUNARIZ....
Duyurular :
Anasayfa Haber Arşivi Reklam Tarifeleri Ziyaretçi Defteri İletişim
Untitled Document
  • Ziyaretçi Defterine Yazılanları Okuyun
  • Sizde Ziyaretçi Defterine Mesaj Yazın
Mustafa ÖNOL 21-01-2012
TÜRKİYE'DE HAVACILIK (Üçüncü Bölüm)

---------------------------



HAVACILIK TARİHİMİZİN ÖNCÜLERİ



İLK TÜRK ASKERİ PİLOTLARI



Temmuz 1911'de Fransa'daki Bleriot Okulu'na uçuş eğitimine gönderilen Süvari Yüzbaşı Fesa (ERSEVEN) ve İstihkam Teğmen Yusuf Kenan Beyler, 1912 Nisan ayında eğitimlerini tamamlayarak İstanbul'a döndüler ve TÜRK ORDUSUNUN İLK PİLOTLARI oldular.

Aynı ay içinde daha önce İstanbul'a getirilmiş olan iki adet Deperdussin Okul uçağı ile R.E.P uçağının uçmaya başlamaları, TÜRK UÇAKLARI ve PİLOT FESA BEY'İN İSTANBUL GÖKLERİNDEKİ İLK UÇUŞLARI OLDU.



İLK UZUN MESAFELİ UÇUŞ



29 Ekim 1913 tarihinde sona eren Balkan Savaşı'ndan sonra Pilot Teğmen Nuri Bey, Rasıt olarak Edirne Telgraf Müfrezesinden Üsteğmen Hami Bey'i de alarak 24 Ekim 1913'de Prens Celalettin ismindeki Deperdussin uçağı ile Edirne-Çorlu-Çatalca-İstanbul rotasını takip eden uçak 3 saat 5 dakikalık uçuştan sonra Yeşilköy'e indi. Bu iki subayın gerçekleştirdikleri ilk uzun mesafeli uçuş nedeniyle Padişah tarafından 10 altınla mükafatlandırıldı.



MARMARA DENİZİ'NİN İLK DEFA GEÇİLMESİ



Balkan Savaşı sona erince Edirne ve Kırklareli'nde bulunan uçak müfrezeleri Yeşilköy'e dönmeye başladı. Yüzbaşı Salim (İLKUÇAN) da Rasıt Kurmay Yüzbaşı Kemal ile birlikte 29 Ekim 1913'te Yeşilköy'e dönmek üzere Kırklareli'nden havalandı. Hava kapalı ve alçak bulutlu olduğundan 15 derecelik bir pusula sapmasıyla Marmara Denizi'ni aşarak Manyas yakınlarına indi. Yakın bir köyde geceledikten sonra Bandırma'ya geçen Salim ve Kemal Beyler, oradan da 102 km. uzaktaki Yeşilköy'e uçarak, İLKİNDE BİLMEDEN GEÇTİKLERİ MARMARA DENİZİ'Nİ BİR GÜN ARAYLA BU KEZ BİLEREK GEÇME BAŞARISINI GÖSTERDİLER.



FETHİ BEY'İN İSTANBUL - KAHİRE - İSKENDERİYE SEFERİ



Balkan Savaşı'ndan yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu'nun sarsılan prestijini arttırmak için İstanbul'dan Kahire'ye kadar bir hava seferi yapılması kararlaştırıldı. Sefer için 2 uçağın İstanbul'dan İskenderiye'ye uçmasına karar verildi. Pilot olarak, Muaveneti Milliye isimli Bleriot uçağı için Pilot Yüzbaşı Fethi, Rasıt olarak Üsteğmen Sadık, Prens Celalettin isimli Deperdussin uçağı için Pilot Teğmen Nuri, Rasıt olarak Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey seçildiler.



8 Şubat 1914 günü uçaklar İstanbul'dan kalktılar. Fethi Bey ve Sadık Bey 27 Şubat 1914 günü Şam'dan Kudüs'e uçarken teknik nedenlerle Taberiye gölü yakınlarına düşerek ŞEHİT oldular. Pilot Nuri Bey de 11 Mart 1914 günü Yafa'dan kalkışı sırasında uçağın denize düşmesi sonucu, boğularak şehit oldu.

İsmail Hakkı Bey bu kazadan sağ olarak kurtuldu.



Daha sonra seferi tamamlamak üzere, Yüzbaşı Salim Bey ve Rasıt Yüzbaşı Kemal Bey görevlendirildiler. Uçucular ve yeni alınan Edremit isimli Bleriot uçağı gemi ile Beyrut'a gönderilerek seferin devam etmesi sağlandı. 01 Mayıs'ta Beyrut'tan uçarak, 09 Mayıs'ta Kahire'ye, 15 Mayıs'ta İskenderiye'ye ulaştılar.



Pilotlarımız Mısır'da sevgi gösterileri ile karşılandılar. Sefer anısına pul ve kartpostallar basıldı. Türk havacılarının ilk hava posta hizmeti de bu sefer sırasında, 10 Şubat 1914 tarihinde Nuri Bey tarafından gerçekleştirildi. Uğranılan kentlerde uçak alımında kullanılmak üzere, büyük miktarda bağış toplandı.

Seferde üç şehit verildi ve üç uçak kaybedildi.



İLK'LERİN PİLOTU VECİHİ HÜRKUŞ



Uçak makinisti, savaş pilotu, Kurtuluş Savaşı'nın TBMM tarafından üç takdirname ile taçlandırılmış İstiklal Madalyalı kahramanı, ilk Türk askeri ve sivil uçak tasarımcısı ve üreticisi, Türkiye'nin baş tayyarecisi, Hava ve Deniz Tayyare Mektebi öğretmeni, ilk sivil tayyare mektebi, ilk sivil tayyare fabrikası kurucusu, Türk Tayyare Cemiyeti, Türkkuşu, Kanatlılar Birliği'ne can suyu veren, tayyare makine mühendisi, ilk sivil havayolu şirketimiz Hürkuş'un kurucusu, 102 farklı tip uçakla 30 bin uçuş saatini aşmış bir tayyareci olarak Vecihi HÜRKUŞ; ulusal havacılıktaki mümtaz yerinden bizi izlemektedir.



Vecihi HÜRKUŞ, 06 Ocak 1896 tarihinde, İstanbul Kadıköy'de dünyaya geldi. Üç çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olan HÜRKUŞ'un babası Gümrük Müfettişi Faham Bey, annesi Zeliha Niyir Hanım'dır. Genç yaşta babasının vefatı üzerine annesi tarafından yetiştirildi.



İlk ve orta derceli eğitimini tamaladıktan sonra, Tophane Sanat Okulu'nda güzel sanatlar eğitimi aldı ve bu okulu başarıyla bitirdi. Gönüllü olarak Balkan Savaşı'na katılan HÜRKUŞ, daha sonra 1.Dünya Savaşı'na, Bağdat cephesinde uçak mühendisi olarak görev yaptı.



Fethi Bey 1917 yılında, Kafkas Cephesi'nde görev yaptığı sırada bir Rus uçağını düşürerek düşman uçağını düşüren ilk Türk pilotu ünvanını aldı. Savaşta yaralanarak Rus'lara esir düşmesine rağmen, kaçmayı başardı ve ülkesine geri döndü.



Kurtuluş Savaşı'na da gönüllü olarak katılan HÜRKUŞ, başarılı keşif uçuşlarının yanı sıra bir Yunan uçağını da düşürmeyi başardı ve İzmir hava alanına inerek burayı işgalden geri aldı. Bu başarılar, TBMM tarafından İstiklal Madalyası ve üç ayrı Takdirname ile ödüllendirilmesi sonucunu doğurdu. T.C. tarihi içerisinde üç Takdirname ile ödüllendirilen ilk ve tek insan Vecihi HÜRKUŞ oldu.



Edirne'ye kazayla düşen bir düşman uçağına adının verilmesi üzerine uçak yapma fikri aklına takılan HÜRKUŞ, ilk Türk yapımı uçak olan Vecihi K-VI'ı imal etti ve uçağın ilk uçuşunu 28 Ocak 1925 tarihinde yaptı.



Mustafa Kemal ATATÜRK'ün yönlendirmesiyle kurulan Türk Tayyare Cemiyeti'ne katılan HÜRKUŞ, 1931 yılında, Türk Tayyare Cemiyeti adına ilk Türkiye turunu düzenledi, bunu aynı yılın sonlarında yapılan Ankara, Konya, İzmit, İstanbul gibi pek çok şehri kapsayan ikinci uçak turu izledi.



21 Nisan 1932 tarihinde SİVİL TAYYARE MEKTEBİ'ni kuran Vecihi HÜRKUŞ, bu mektebe Türkiye'nin ilk kadın piloları olacak olan iki kız öğrenci dahil 12 öğrenci aldı ve eğitim uçuşları için 1933 yılında, Nuri DEMİRAĞ tarafından finanse edilen Vecihi K-XVI adlı uçağı tasarladı.



Türkiye'nin ilk sivil havayolu şirketi olan HÜRKUŞ HAVA YOLLARI'nı 29 Kasım 1954 tarihinde kuran Vecihi HÜRKUŞ, Türk Hava Yolları'nın elden çıkarttığı uçakları alıp onararak filosunu kurdu fakat uçaklarına düzenlenen sabotajlar, uçuşların gereksiz yere iptal edilmesi gibi sebeplerden dolayı bu projesini verimli şekilde hayata geçiremedi.



Hayatının son yıllarını büyük maddi sıkıntılar arasında geçiren ilklerin başarılı pilotu, 16 Temmuz 1969 tarihinde, geçirdiği beyin kanamsı nedeniyle yatırıldığı Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Hastanesi'nde vefat etti.



Türk havacılık tarihinin pek çok ilkine imza atmış olan ve 1916-1967 yılları arasında yaptığı 30.000 saatlik uçuşla bu alanda kırılması zor bir rekora imza atan Vecihi HÜRKUŞ, 102 farklı model savaş ve sivil uçakla uçuş yaparak kırılması zor bir rekora daha imza atmıştır.



Vecihi HÜRKUŞ'un; eserlerini ideallerini tanıtmak, havacılığa ilgiyi, sevgiyi etkinleştirmek, kişi, kurum ve kuruluşlarla bilgi, belge ve dökümanları araştırmak, arşiv oluşturmak, segilemek, toplumla paylaşmak, HÜRKUŞ'u yaşatmak amacıyla İstanbul Kadıköy'de ''Tayyareci Vecihi HÜRKUŞ Müzesi'' kurulmuştur.



İSTANBUL'un 3. HAVALİMANI'na ''VECİHİ HÜRKUŞ'' ADI VERİLMELİDİR KAMPANYASI



İnternette www.tayyarecivecihi.com sitesinde İstanbul'da yapılması planlanan üçüncü havalimanına ''VECİHİ HÜRKUŞ'' adı verilmesi için, Hürkuş'un Ailesi yakınları tarafından imza kampanyası başlatılmıştır.

Bu bir hakkın teslimi ve geçmişten geleceğe ulaşmanın gururu olacaktır. Toplumsal katılımla sağlanacak destek kamuoyu talebinin varlığını ve gücünü gösterecektir.

Vecihi HÜRKUŞ'un adını sonsuza kadar yaşatmak isteyenler, üstte yazılı web sitesine giriş yaparak, ''İmza Kampanyasına Katılmak İstiyorum'' butonuna sadece tıklayıp kampanyaya katılabilir.



TÜRKİYE'DE İLK UÇAK FABRİKASI'NIN KURULMASI

BÜYÜK TÜRK GİRİŞİMCİSİ - NURİ DEMİRAĞ



Türkiye'nin ilk uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ: ''MADEM Kİ BİR MİLLET TAYYARESİZ YAŞAYAMAZ, ÖYLEYSE BU YAŞAMA VASITASINI BAŞKALARININ LÜTFUNDAN BEKLEMEMELİYİZ. BEN BU UÇAKLARIN FABRİKASINI YAPMAYA HAZIRIM.''

1932'de bu sözleri söyleyerek Türkiye'de ilk uçak fabrikasını kuran, Türkiye Cumhuriyeti demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerinden ve Cumhuriyet'in ilk zenginlerinden birisİ ve adeta Cumhuriyetimizin ilk yıllarına damga vuran isimlerinden birisi olan Nuri DEMİRAĞ 1886 yılında SİVAS'ın DİVRİĞİ kasabasında doğdu.



Nuri DEMİRAĞ 1903 yılında, 17 yaşındayken, Ziraat Bankası'nın Sivas Kangal kazasındaki şubesine tayin edilir. Uzun yıllar bu vazifeye devam eden Nuri Bey, Maliye Bakanlığı'nın sınavını kazanarak Maliye Şubeleri Müfettişi olarak İstanbul'a gelir.



O yıllarda Birinci Dünya Savaşı'nda hüsrana uğramış olmamızın neticesiyle Nuri Bey de, hüsrana uğramış bir devletin gariban bir memuru olarak, azınlık guruplar ve işgalciler tarafından bir çok hakarete maruz kalmıştı. Bu ağır hakaretleri içine sindiremeyen Nuri Bey ''MİLLİ HAYSİYET ve ŞEREFİ, ÜÇBUÇUK PALİKARYANIN AYAKLARI ALTINDA ÇİĞNENEN BİR HÜKÜMETE MEMURLUK EDEMEM'' diyerek 1919'da görevinden istifa eder.



MÜTEŞEBBİSLİĞE İLK ADIM



Nuri Bey, bundan sonra ne yapacağını düşünürken, cepte 252 lira sermayesiyle, Ketenciler'de küçük bir dükkanda, ''Türk Zaferi'' isminde sigara kağıdı üretmeye başlar. İstanbul ve Anadolu'da, o zamana kadar azınlıkların tekelinde olan yerli malı sigara kağıdını halk kapışır. Bu sayede Nuri Bey'in kazancı günden güne artar. Üçbuçuk sene gibi kısa bir süre sonra 252 lira ile işe başlayan Nuri Bey'in elinde tam 84.000 liralık büyük bir kazanç vardır. Nuri Bey kazandığı paraya, kendi şahsi parası olarak bakmıyor, ''Ben bu parayı cemiyetten (halktan) kazandım.'' diyordu.



İLK BÜYÜK MÜTEAHHİTLİK



Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında demiryollarını millileştirme politikası gereği Samsun-Sivas demiryolu hattının inşasının Türk müteahhitlerine verilmesi kararlaştırılmıştı. Nuri Bey, bunu duyunca hiç vakit kaybetmeyerek ihaleye girer ve toplam 1250 kilometre demiryolu inşa eder. Tabii sadece rayların döşenmesi değil, köprü ve tünellerin yapılması, engebeli arazide dağların delinerek, çok büyük kayaların kırılarak yapıldığı zor bir demiryoludur bu... Nuri Bey'in üstlendiği Samsun'dan Erzurum'a kadar uzanan bu demiryollarının yapımı işinde o çevrenin halkı istihdam edilir.



Nuri Beyin başarısı, Samsun'dan Erzurum'a kadar demiryolu inşa etmekle kalmamıştır.

Samsun'dan başlayan ilk taahhüdüyle birlikte; Fevzipaşa-Diyarbakır, Afyon-Dinar, Sivas-Erzurum, Irmak-Filyos hatlarını yaparken, bir yandan da büyük inşaat işlerine atılarak, Bursa'da Sümerbank'ınMerinos, Karabük'te Demir Çelik, İzmit'te Selüloz, Sivas'ta Çimento fabrikalarıyla, İstanbul'daki büyük hal binasını ve Eceabat-Havza şosesini yapmıştır.



ATATÜRK, Türkiye'nin bir çok yerini DEMİR AĞLARLA ÖREN Nuri Bey'e ''DEMİRAĞ'' soyadının verilmesinin uygun olacağını söyleyince, o da DEMİRAĞ soyadını severek almıştır.



TÜRKİYE'NİN İLK UÇAK FABRİKASI KURULUYOR



1930'lu yıllara gelindiğinde dünyada ve Türkiye'de ekonomik sıkıntı had safhadaydı. Bu yüzden orduya uçak ve benzeri ihtiyaçlar ancak halkın himmetleriyle alınabiliyordu. O yıllarda ilginç bir kampanya düzenleniyor ve her ilden toplanan paralar ile bir uçak alınıyor ve alınan uçağın kuyruğuna da o ilin ismi yazılıyordu. Bunun yanında zengin işadamları da tek başlarına uçak alarak devlete hibe ediyorlardı. O zaman da, uçağın kuyruğuna o işadamının ismi yazılıyordu.



Nuri DEMİRAĞ'a da gelip durumu izah ederler. Nuri Bey de ''SİZ NE DİYORSUNUZ? BENDEN BU MİLLET İÇİN BİR ŞEY İSTİYORSUNUZ, EN MÜKEMMELİNİ İSTEMELİSİNİZ. BEN BU UÇAKLARIN FABRİKASINI YAPMAYA TALİBİM'' der.



Nuri Bey, ''GÖKLERİNE HAKİM OLAMAYAN MİLLETLER, YERLERDE SÜRÜNMEYE, YERİN DİBİNDE ÇÜRÜMEYE MAHKUMDUR'' diyerek önüne çıkan bu fırsatı değerlendirir ve yanına aldığı mühendis ve teknisyenlerle seyahatlere çıkarak incelemelerde bulunmaya başlar. Almanya, Çekoslavakya ve İngiltere'deki uçak fabrikalarını gezer.



1936 yılında havacılık sanayiinin ilk temellerini atan DEMİRAĞ, İstanbul Beşiktaş Barbaros Hayrettin İskelesi'nin yanında ''TAAYYARE ETÜD ATÖLYESİ''ni kurdu. Bu atölyeyi kısa bir zaman diliminde DEV BİR FABRİKA haline getirdi.

Fabrikayı memleketi DİVRİĞİ'de kurmayı planlamıştı. Ancak öncelikle İstanbul'da bir deneme atölyesi kurulacaktı. Bu amaçla Çekoslavak bir şirketle anlaştı.



Yeşilköy'de Elmas Paşa Çiftliği'ni tayyare meydanı yapmak için satın aldı. 1000 X 1300 metre boyutlarında düz bir tayyare alanı yaptırdı. Bu alan, günümüzde Avrupa'nın en modern havaalanı olan Amsterdam'da vardı.



Fabrikaya, 1937-1938 yılı içinde Türk Hava Kurumu (THK) 10 okul uçağı ve 65 planör siparişinde bulundu. İstanbul fabrikalarında yapılan ilk yerli Türk uçağı, 1941 yılı Ağustos ayında Nuri Bey'in doğduğu yer olan Sivas DİVRİĞİ'ye uçarak gidip gelmişti.

Halkı da heyecanlandıran bu tür gösterilerin yararlı olduğunu düşünen Nuri Bey Eylül ayında 12 uçaklık bir filoyu, Bursa, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçurarak halka KENDİ TAYYARELERİMİZLE GÖKLERİMİZİ KENDİMİZİN KORUYABİLECEĞİNİ GÖSTERMEK ve ONLARA İNANÇ VERMEK istemiştir.



Uçaklarıkullanacak Türk pilotların yetişmesi için bir havacılık okulu kurmak gerekiyordu. Pistin bulunduğu arazide ''GÖK OKULU'' kuruldu. Okul, 1943 yılına kadar 290 pilot yetiştirdi. Yeşilköy'deki Gök Okulu'ndan önce DİVRİĞİ'DE DE BİR ''GÖK OKULU'' açtı.



Sivas'ın hiçbir ilçesinde ortaokul yokken açılmış bu okulda öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor; öğrenciler havacılığa özenmeleri için İstanbul'a getirtilip uçuş dersleri veriliyordu.



Beşiktaş'taki uçak fabrikasında üretilecek uçak planörlerin planını Türkiye'nin ilk uçak mühendislerinden Selahattin Reşit ALAN çizdi.

1936'da ilk tek motorlu uçak üretildi ve ND-36 adı verildi.

1938'de NUD-38 adlı çift motorlu uçak 6 kişilik yolcu uçağı yapıldı.

NUD-38, 1944 yılında dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı.

İlk uçak siparişini 1938 yılında Türk Hava Kurumu (THK) verdi.



Nuri DEMİRAĞ, havacılık alanında çalışmalarına 1939'da Türkiye'nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirerek devam etti.

1941'de TAMAMEN TÜRK YAPIMI İLK UÇAK İSTANBUL'DAN DİVRİĞİ'YE UÇTU.



Nuri DEMİRAĞ'ın oğlu ve GÖK OKULU'nun ilk mezunlarından olan Galip DEMİRAĞ, bu uçuşta pilot idi.

THK tarafından sipariş edilen 65 adet planör kısa sürede teslim edildikten sonra, NUD-36 adlı 24 eğitim uçağı tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul'da gerçekleştirilmişti.



NUD-38 tipi yolcu uçağı, tamamen TÜRK MÜHENDİS ve İŞÇİLERİNİN ORTAYA ÇIKARDIKLARI TÜRK TİPİ BİR UÇAKTIR. 6 kişilik yolcu uçağının çift pilot kumandası bulunmaktadır. Saatte 325 kilometre hız yapabilmekte ve 1000 kilometre uçabilmektedir.



Türk Hava Kurumu'nun siparişi olan ve son olarak İstanbul'dan Eskişehir'e uçan uçakların teslimi için Eskişehir'de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmişti. Test uçuşunu uçuş tecrübesi az olan Başmühendis Selahattin ALAN'ın kendisi yaptı ve iniş sırasında kaza geçirerek hayatını kaybetti. BU KAZADAN SONRA TÜRK HAVA KURUMU SİPARİŞİ İPTAL ETTİ...



Nuri DEMİRAĞ, mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sürecine girdi. MAHKEME THK LEHİNE SONUÇLANINCA FABRİKA ve GÖK OKULU KAPANDI; Yeşilköy'deki TESİSLER HAVAALANI YAPILMAK ÜZERE İSTİMLAK EDİLDİ; İspanya, İran ve Irak'tan alınan siparişler engellendi; ELDE KALAN UÇAKLAR HURDACIYA SATILDI.



Nuri DEMİRAĞ'ın davayı kaybettikten sonra hükümet üyeleri ile Cumhurbaşkanına mektuplar yazarak yanlışlığın düzeltilmesi için yaptığı girişimler başarısız oldu; FABRİKALAR BİR DAHA AÇILAMADI...



(DEVAM EDECEK)

Mustafa Önol 13-01-2012
TÜRKİYE'DE HAVACILIK (İkinci Bölüm)

--------------------------



TÜRKKUŞU'NUN KURULUŞU



''İSTİKBAL GÖKLERDEDİR''

Bu, o yılların coşkusu içinde söylenen sadece bir çift güzel söz değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin önüne konulan bir hedef olmuştur.

Bu amaçla 3 Mayıs 1935'te TÜRKKUŞU kurulmuştur. Bu havacılık coşkusu ile gençler akın akın Türkkuşu'na koşmaya başlamıştır.



Kurum, bu güne kadar aralarında Atatürk'ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha GÖKÇEN'in de bulunduğu birçok değerli insanı yetiştirmiştir.



Peş peşe açılan paraşüt, planör, uçuş eğitim ve model uçak okulları ile 1936'da hizmete giren Eskişehir İnönü Planör Kampı, 1937'de açılan Ankara Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri, binlerce gencimizi bir araya getirmiştir. Var olan 4 okula ek olarak 1966 yılında balon, yamaç paraşütü, yelken kanat ve mikrobayt gibi sportif hava araçlarını bir çatı altında toplayan ''Çok Hafif Hava Araçları Okulu'' nu kurmuştur.



Çeşitli dönemlerde ulusal ve uluslararası yarışmalar düzenleyen Türk Hava Kurumu 1997'de Olimpiyat konseptinde hava sporlarının en büyük organizasyonu olan 1. Dünya Hava Oyunlarını FAI (Uluslararası Havacılık Federasyonu) ile birlikte Türkiye'de düzenlemiştir. Dünya'da ilki düzenlenen bu oyunlardan dolayı FAI Türk Hava Kurumu'na Dünya Hava Oyunları kurucu ödülünü vermiştir. THK tarafından organize edilen 1. Dünya Hava Oyunları sayesinde Bayrağımız her zaman ilk sırada dalgalanacaktır.



TÜRK HAVA KURUMU'NUN MALİ KAYNAKLARI



Atatürk, havacılık sektöründeki bütün bu faaliyetlerin mali kaynaklarını da ihmal etmemiştir. Türk Hava Kurumu'na değişik kaynaklardan 21 gelir kalemi oluşturmuş, olayı devletin değil milletin bir uğraşı haline getirmiştir.



Ancak zaman içinde yapılan değişikliklerle 21 olan gelir kalemi sayısı 7'ye düşürülmüştür. Kurum kurulduğu tarihten günümüze kadar milli bütçeden hiç pay almamıştır. Bugün itibariyle Türk Hava Kurumu'nun en önemli gelir kaynakları KURBAN DERİSİ ve FİTRE-ZEKATTAN elde edilen gelirdir.



Kurban derisi ve fitre-zekat Türk Hava Kurumu'nun halkla bütünleşmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Bu faaliyetten sağlanan gelirin tamamı halka hizmet olarak geri dönmektedir. THK halktan aldığını halka veren bir kurumdur.



Kurum, Devletimizin verdiği bu görevi; 2860 sayılı Yardım Toplama, 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunları ile nasıl uygulanacağını açıklayan Yardım Toplama Esas ve Usulleri Hakkındaki Yönetmelik gereğince yerine getirmektedir.



Türk Hava Kurumu kurban derisi, fitre ve zekatı 5 ayrı kurum-kuruluş adına toplamaktadır.



Bu faaliyetten elde edilen gelirin;



-- Yüzde 50'si deri ve fitre gelirlerinin toplandığı il ve ilçe vali ve kaymakamlıkların denetimindeki Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakfı,

-- Yüzde 40'ı Türk Hava Kurumu (THK),

-- Yüzde 4'ü Kızılay,

-- Yüzde 3'ü Diyanet Vakfı, arasında paylaşılmaktadır.



Türk Hava Kurumu'nun bu gelir ile NELER YAPTIĞINI şu şekilde özetlemek mümkündür:



-- Her yıl binlerce gence havacılığın değişik dallarında eğitimler vererek, onları geleceğe hazırlamakta, havacılık ilgi ve sevgisini yaymaya ve aşılamaya çalışmaktadır. Türk Hava Kurumu kurslarını

Ankara Etimesgut, Eskişehir İnönü ve İzmir Selçuk Eğitim Merkezleri ile yurt genelinde bölgesel olarak vermektedir.

Türk Hava Kurumu; BU HİZMETLERİN TAMAMINI TÜRK GENÇLERİNE ÜCRETSİZ VERMEKTE, KURSİYERLERİN YEME ve KONAKLAMA İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAKTADIR. Diğer dünya ülkelerinde çok yüksek fiyatla verilen bu kurslardan ülkemizde binlerce genç yararlanmakta ve havacılık sanayisine hazır bulunuşluğu yüksek gençler kazandırmaktadır.



Tehlikeli olduğu düşünülen ancak, TECRÜBELİ ve DENEYİMLİ KİŞİLER TARAFINDAN YAPTIRILDIĞI ve KURALLARA UYULDUĞU TAKDİRDE RİSKİN ASGARİ SEVİYEYE DÜŞÜRÜLDÜĞÜ SPORTİF HAVACILIĞIN HER DALINDA VERİLEN EĞİTİMLER ile;



-- Paylaşım ve birlikte yaşamayı öğrenmiş,

-- Cesaret kazandırılmış,

-- Muhakeme yeteneği ve arkadaşlık duygusu geliştirilmiş,

-- Güven duygusu pekiştirilmiş,

-- Sosyal gelişim sağlanmış ve

-- Özgüveni arttırılmış, gençlerin profesyonel havacılığa ilk adımının attırılması sağlanır.



Kısacası THK yaptığı faaliyetler ile gençlerimizin; milletini ve ülkesini seven, çevre bilinci yüksek, sosyal sorumluluk anlayışı gelişmiş iyi vatandaşlar olarak yetişmesine katkıda bulunmaktadır.



-- Türk Hava Kurumu envanterinde 7 adet CL-215 amfibik, 12 adet M-18 Dromader yangın söndürme uçağı bulunmaktadır. THK, Dromader uçakları ile 1985, CL-215 uçaklarıyla 2008'den itibaren ORMAN YANGINLARINA HAVADAN MÜDAHALE ETMEKTEDİR.

-- THK, Türk Hava Yollarına ve sivil havacılık sektörüne PİLOT YETİŞTİRMEKTEDİR.

Havacılık sektöründeki hızlı gelişmeler nedeniyle pilot açığını kapatmak üzere PİLOT KURSLARI açmaktadır. Şu anda THY PİLOTLARININ ÖNEMLİ BİR BÖLÜMÜ THK TARAFINDAN YETİŞTİRİLMEKTEDİR.

Ankara Etimesgut, İzmir Selçuk ve İstanbul bölgelerindeki uçuş okulları ile havacılık eğitim merkezleri ülke çapında yayılmaktadır.

-- Türk Hava Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne de büyük eğitim desteği sağlamaktadır. Her yıl Hava Harp Okulu öğrencilerine Yalova'da planör eğitimi vermektedir.

-- THK; 1956'dan beri Üniversite çağına gelmiş başarılı öğrencileri Uluslararası Öğrenci Mübadelesi kapsamında yurt dışına göndermektedir.

Bu öğrencilerin her türlü gidiş-geliş masrafları karşılarken, yurt dışından gelen öğrencilere de ev sahipliği yapmakta ve Türkiye'yi tanıtmaktadır. Böylece gençlerin hem görgü ve görüşleri geliştirilmekte hem de Ülkemizin önemli yörelerini yabancı gençlere tanıtma ve kültür alış verişi yapma fırsatı yaratılmaktadır.

-- THK, İL ve İLÇELERİN MİLLİ GÜNLERİ ile ULUSAL ve ULUSLARARASI FESTİVALLERDE ÇEŞİTLİ HAVACILIK GÖSTERİLERİ yapmaktadır.

-- THK envanterinde bulunan uçaklardan bir kısmı ilaçlama teçhizatlıdır. Zaman zaman zeytin ağaçları ve orman zararlılarıyla mücadele görevlerinde, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlerde karasinek ve sivrisineklerle mücadele görevleri icra etmektedir. 2007'den itibaren başlatılan Kuduz Hastalığının Kontrolü Projesiyle Ege'de (Aydın, İzmir, Manisa, Muğla, Denizli ve Uşak illerinde) 33 bin kilometre karelik alanda havadan kuduz aşısı yapılmaktadır.

-- THK aynı zamanda hava taksi hizmeti kapsamında Sağlık Bakanlığı ile protokol yaparak organ nakli hizmetlerini de üstlenmiştir. Talep nereden gelirse gelsin 15 dakikalık hazırlık durumunda bekleyen uçaklarımız ile sağlık görevlilerinin denetiminde hazırlanan ''ORGANLAR'' alınmakta ve istenen bölgeye/hastaneye ulaştırılmaktadır.

-- 2007 yılında Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokol kapsamında HALK EĞİTİM MERKEZLERİNDE MODEL UÇAK KURSLARI VERMEYE BAŞLANMIŞTIR.



Türk Hava Kurumu'nun son dönemde yürüttüğü iki önemli proje;



HAVACILIĞI YAYGINLAŞTIRMA PROJESİ



-- THK'nın faaliyetlerini geniş halk kitlelerine anlatmak,

-- 11-65 yaş aralığındaki kişilere uğraş alanı oluşturmak,

-- Gençlerin kahvehane, internet salonlarından ve illegal oluşumlardan uzaklaşmalarına katkıda bulunmak amacıyla çalışma başlatılmıştır.

Bu Kapsamda;

-- 81 ilde, 560 üniversite/ortaöğretim okulunda 53 bin kişiye konferans verilmiş,

-- 118 Havacılık kol/kulübü ve GENÇ KANATLAR TOPLULUĞU oluşturulmuş ve 8012 yeni üye kaydı yapılmıştır.



TAŞ ATMA UÇAK AT PROJESİ



Toplumsal olaylarda, bilinçli olarak ön plana itilen çocuklar ile polisler karşı karşıya getirilmektedir. Bu kötü imajın değiştirilmesi amacıyla çocuklara Taş Atma Uçak At projesi başlatılmıştır. Bu sayede polis ve çocukların bütünleşmesi sağlanarak oluşturulmaya çalışılan kötü imajın silinmesine katkı sağlanmaya çalışılmaktadır.



Uzun Vadeli planlamamızda öncelikle;

THK Havacılık Vakfı (THK - VAK) 10 Ekim 2010'da kurulmuştur.

Ülkemizin Havacılık ve Uzay alanında ihtiyaç duyduğu personeli sağlamak amacıyla ''THK HAVACILIK ve UZAY ÜNİVERSİTESİ'' kurulmuş ve Ankara kampüsünde toplam 120 öğrenci 2011-2012 öğretim döneminde derslere başlamıştır.



TÜRKİYE'DE BİRDEN FAZLA İLDE KAMPÜSÜ OLAN TEK ÜNİVERSİTE



Ankara, İzmir, Eskişehir'de olmak üzere 3 farklı şehirde 4 kampüs üzerine kurulu olan THK ÜNİVERSİTESİ 2 havaalanı (Ankara/Etimesgut ve İzmir/Selçuk), ILS (Aletle İniş Sistemi) cihazlı, 2 hava trafik operatör kulesi, 67 uçak ve 6 hangar (uygulama labaratuvarı olarak kullanılmak üzere) kapasitesi ile Havacılık ve Uzay konusunda Türkiye'nin havacılık eğitim olanakları açısından en gelişmiş alt yapısına sahip bir üniversitedir.



Kurum, mevcut ve yapılan/yapılacak çalışmalar ile de tüm havacılık dallarındaki uçak, planör, motor bakımı, tamiri, revizyonu konusunda Türkiye'nin ve çevre ülkelerin en önemli havacılık eğitim ve bakım merkezi olacaktır.



(DEVAM EDECEK)

Mustafa Önol 05-01-2012
TÜRKİY'DE HAVACILIK (Birinci Bölüm)

--------------------------



İNSANOĞLUNUN KUŞ MİSALİ UÇMA ÖZLEMİ



İnsanoğlu, kuşlar gibi uçarak gök yüzünde süzülmeyi hep hayal etti. Tarih boyu uçma girişiminde bulunan insanoğlu ancak 20. yüzyılda uçak ve diğer modern hava taşıtlarını kullanmayı başarabildi. İlk motorlu uçağı yapan Wright kardeşler, 17 Aralık 1903'te yaptıkları ilk uçuş denemelerinde sadece 12 saniye uçarak 37 metre mesafe kat ettiler. İnsanlık tarihinin bu önemli olayına o gün sadece 5 kişi tanıklık ederken, sonrasında insanoğlunun daha yükseklerde ve daha uzun süre uçma isteği her geçen gün artı.



TÜRK HAVA KUVVETLERİ'NİN KURULUŞ YILLARI



Dünyanın ilk askeri havacılık teşkilatlarından biri olan Türk Hava Kuvvetleri'nin tarihçesi, 1909 yılına kadar uzanmaktadır. Türk Ordusunda havacılıkla ilgili ilk çalışmalara 1909 yılında başlanmış, 1910 yılında bu çalışmalar geliştirilmiş ve Avrupa'ya bir inceleme kurulu, Paris'te toplanan Uluslararası Havacılık Konferansı'na da bir heyet gönderilmiştir.



1910 yılı sonlarına doğru ise, artık Türk ordusunda havacılık konusunda kesin karar verilmiş ve havacı personel yetiştirilmek üzere birkaç subayın Avrupa'ya eğitime gönderilmesi öngörülmüştür. Ancak, Türk ordusunun yüksek komuta katında havacılık konusunda alınan bu önemli karara rağmen, ülkenin o tarihte içinde bulunduğu mali zorluklar nedeniyle ödenek bulunamamış ve 1010 yılında bu emrin gereği yerine getirilememiştir.



Milli savunma bakımından, havacılığın gelecekteki önemini gören Hariciye Bakanı Mahmut Şevket Paşa, konuyla yakından ilgilenmeye devam etmiş ve 28 Haziran 1911'de yapılan sınavda en yüksek notu alan Süvari Yüzbaşı Fesa Bey ile İstihkam Teğmen Yusuf Kenan Beylar, uçuş eğitimi için Temmuz 1911'de Fransa'daki Bleriot fabrikasının uçuş okuluna gönderilmiştir.



Bu gelişmelerin olduğu sıralarda yani 1911 yılında, Kurmay Yarbay Süreyya Bey, havacılık teşkilatını kurmakla görevlendirilmiş ve Türk Ordusunun ilk resmi havacılık kuruluşu da, Harbiye Bakanlığı Fen Kıtaları Müstahkem Mevkiler Genel Müfettişliğinin 2'nci şubesi bünyesinde ''Havacılık Komisyonu'' adıyla 1911 yılında faaliyete geçirilmiştir.



Böylece, günümüzdeki modern ve ileri teknolojiye sahip olan havacılığın ilk temeli kabul edilen, 17 Aralık 1903 tarihinde Wilbur ve Orwille Wright kardeşlerin ilk motorlu uçağı sembolik anlamda da olsa havalandırmayı başarmalarından sekiz yıl sonra Türk Hava Kuvvetleri'nin temeli atılmıştır.



1909-1912 yılları arasında askeri havacılık teşkilatını kuran ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Avusturya ve Rusya ile hemen hemen aynı yıllarda Türk askeri havacılık teşkilatı da dünya havacılık teşkilatlarının ilk sıralarında yerini almıştır.



Türk Hava Kuvvetleri'nin 100'ncü Kuruluş Yıldönümü; 01-07 Haziran 2011 günleri İzmir'de görkemli hava gösterileri ve çeşitli etkinliklerle kutlanmıştır.



TÜRKLERİN UÇMA HAYALİ



Türk Milleti'nin tarih boyunca, Hezarfen Ahmet Çelebi'den günümüze kadar, içinde hep var olan uçma hayalinin bir rüyadan gerçeğe dönüşmesi, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Kurtuluş Savaşı'ndan sonra sivil havacılık alanında bizzat attığı dev adımla gerçekleşti.



''İSTKBAL GÖKLERDEDİR''

TÜRK HAVA KURUMU'NUN KURULUŞU



Türk Hava Kurumu (THK), Cumhuriyet'in ilanından 16 ay sonra 16 Şubat 1925 tarihinde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün emirleriyle ''Türk Tayyare Cemiyeti'' adıyla kurulmuştur. 1935'de alınan kongre kararı ile adı ''TÜRK HAVA KURUMU'' olan Cemiyetin amaçları da bizzat Ulu Önder ATATÜRK tarafından:



* Türkiye'de havacılık sanayisini kurmak,

* Havacılığın askeri, ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak,

* Askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak,

* Havacılık faaliyetleri için gerekli araç ve gereçleri hazırlamak,

* Personel yetiştirmek ve uçan bir Türk Gençliği,

olarak belirlenmiştir.



Türk Hava Kurumu, 1926 yılında ilk olarak ''TAYYARE MAKİNİST MEKTEBİ''ni ardından, Kayseri'de TOMTAŞ Uçak ve Motor Fabrikası'nı hizmete açmıştır. Böylelikle A-19 ve A-20 uçaklarının üretimi ile bakım ve onarımları Türkiye'de yapılmaya başlanmıştır. Fabrika 1929 yılında Milli Savunma Bakanlığı'na devredilmiştir.

Halkın ilgisi o kadar büyük olmuştur ki halktan toplanan gelirler ile ilk 10 yıl içerisinde Türk Hava Kurumu, 351 uçak imal ederek ya da satın alarak Türk Hava Kuvvetleri'ne teslim etmiştir.

THK, 1905'de kurulan Uluslararası Havacılık Federasyonu'na, Türkiye'de sportif havacılığın gelişmesi ve gençlere tanıtılması amacıyla 1929 yılında üye olmuştur.



Halen bu temsilcilik görevini THK başarı ile sürdürmektedir.



Cumhuriyet döneminde Vecihi Hürkuş, Mühendis Selahattin Reşit Bey ve işadamı Nuri Demirağ da havacılık alanında birçok başarılı çalışmaya imza atmıştır. Uçak üretimi konusunda TOMTAŞ'tan sonra Türk Hava Kurumu atöyesi fabrika haline getirilmiş ve İngiliz Magister eğitim uçaklarının seri montajına başlanmıştır.



Ankara Etimesgut'ta kurulan uçak fabrikası 1940'da tam üretime geçmiştir. Bu fabrikada Magister uçaklarının yanı sıra çeşitli THK serisi planörler ile eğitim, akrobasi, sağlık ve nakliye uçakları da üretilmiştir.



1944 yılında Ankara Atatürk Çiftliğinde ilk motor fabrikası kurulmuş ancak, 1952 yılında dönemin hükümeti tarafından üretimler durdurulmuş ve fabrikalar kapatılmıştır.



Bu tarihten sonra Türk Hava Kurumu, tamamen havacılık eğitimi ile ulusal ve uluslararası sportif etkinliklere yönelmiştir.



(DEVAM EDECEK)

Mustafa Önol 28-12-2011
PANCARIN ÖYKÜSÜ...



Ülkemizin dört bir yanına yayılmış 25 adet Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi sürecinde hukuk mücadelesini tek başına vermekte olan Şeker-İş Sendikası, doğru bir karar vererek geçen hafta halkımızı bilgilendirmeye yönelik çalışmalara başladı.



'Pancarın Öyküsü' ile halkımızı bilgilendiren Şeker-İş Sendikası, halk arasında 'Yerli Malı Haftası' olarak bilinen 'Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası' nedeniyle bu kez de Ankara Çankaya İlköğretim Okulunda öğrencilere sağlıklı beslenmek için doğal ve yerli ürünler tüketmesi çağrısında bulundu. Şeker pancarının yararlarının anlatıldığı konuşmaların ardından içinde bir adet şeker pancarnın da bulunduğu hediye paketleri öğrencilere dağıtıldı... ı



Bu tür tanıtım ve bilgilendirme çalışmalarının artarak devam ettirilmesi dilek ve temennisiyle Şeker-İş Sendikası yönetici ve çalışanlarını kutluyoruz.



Bazı şeker fabrikalarının ihalesini, ''Kamu yararı bulunmadığı'' gerekçesiyle iptal edilmesini sağlayan Şeker-İş Sendikası'nın bundan sonra, ülkemizdeki şeker sektörünün güçlü aktörlerinden yerel ''Şeker Pancarı Kooperatifleri'' ve onların üst kuruluşu olan ''Pankobirlik' ve halkımız ile ortak çalışmalar içine girerek daha güçlü şekilde hukuk mücadelesi vermeleri gerekiyor.



Şeker-İş Sendikası'nın özelleştirme önerisi:

Şeker-İş Sendikası; dünyanın en liberal ekonomisi olarak bilinen ABD ile AB'nin en büyük pancar üreticisi olan Fransa ve Almanya'da olduğu gibi şeker fabrikalarını, şeker pancarı üreticisi çiftçi, şeker fabrikası çalışanları ve yerel meslek odaları ile halkın yanısıra içinde devletin de yeraldığı bir yapıda 'sahibine' verilmesini istiyor.



Şeker pancarı sektöründen milyonlarca kişinin yararlandığı şeker fabrikalarının 'Kamu yararı' ilkesi gözönünde bulundurularak fahiş olmayan uygun fiyatla halkımıza satılması için, siyasi görüşü hangi yönde olursa olsun tüm halkımızın çaba sarf etmesi gerekiyor...

Mustafa Önol 20-12-2011
RECEP KONUK,

21 ARALIK DÜNYA KOOPERATİFÇİLİK GÜNÜ'NÜ KUTLADI



Birleşmiş Milletler'in 2012 yılını Dünya Kooperatifler Yılı ilan ettiğini belirten Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk, ''Kooperatif girişimler daha iyi bir dünya yaratır'' şeklindeki dikkat çeken sloganla 2012'ye adım atmaya hazırlandıklarını ifade etti. Recep Konuk, Birleşmiş Milletlerin, 2012 yılını Kooperatifler Yılı ilan etmesindeki amacın sosyal ve iktisadi kalkınmanın nimetlerini daha geniş kesimlere ulaştırmak olduğunu söyledi.



Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk, 21 Aralık Dünya Kooperatçilik günü dolaysıyla yayınladığı mesajında şu ifadeleri kullandı:



''Modern kooperatifçiliğin değişmez ilkeleri ve hedefleri arasında; yosullukla mücadelede geniş kesimlerin iktisadi güç birliği yapmalarını sağlayacak zemini hazırlayarak, iktisadi faaliyet alanlarının genişlemesini sağlamak. Tek tek küçük, ancak birleşince büyük bir iktisadi güç haline gelecek atıl kaynakların birleşmesini temin ederek, geniş toplum kesimlerine refahı yaygınlaştırmak bulunmaktadır.



Elbette BM öncülüğünde dünya, bu hepimizin tezahür etmesini istediği, isteyeceği, kooperatifçi olsun olmasın geniş toplum kesimlerinin üzerinde mutabakat sağlayacağı bu hedeflerin tamamına 2012 yılında ulaşmayacak. Ancak BM suya bir taş atacak ve attığı taşın etkisinin hale hale büyümesini amaçlayacak. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için tüm dünyada eş zamanlı adım atılmasına öncülük edecek. Konuya dikkat çekecek, bir kooperatifçilik modasının tüm dünyada esmesini sağlamaya çalışacak, düzenleyeceği etkinliklerle tecrübe ve birikimlerin paylaşılması için zemin hazırlayacak, örnek ve saha başarısı kanıtlanmış uygulamaların yaygınlaşmasına destek verecek.''



''Ülkemiz de 2012 Dünya Kooperatifler Yılı öncesi geniş bir katılımla kooperatifçilik stratejisi belgesini hazırladı'' diyen Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk, açıklamasını şöyle sürdürdü;



''Ülkemiz, kooperatifçiliğimizin zaaflarını ve fırsatlar ile güçlü yönlerimizi tespit ettik. Kooperatifçiliğe yeni bir ivme kazandırarak, geniş toplum kesimlerinin refah düzeyini yükseltmek, kooperatif girişimleri destekleyerek üretim düzeyini arttırmak için yapacakları 43 ana başlık altında sıraladı. Tüketicilerden, dezavantajlı guruplara, esnaf ve sanatkarlardan, küçük ve orta boy işletmelere kadar tüm kesimleri kooperatif girişimler bünyesinde reel ekonomiye dahil etmeyi hedefleyen strateji bölgesinde önem atfedilen, gelecek için büyük beklentilere işaret edilen sektör ise tarım sektörü ve üretici kooperatifleri oldu.



Bir üretici kooperatifi olarak biz de hem ülkemizin büyük hedeflere yürürken kooperatifçiliğe atfettiği önem ve anlamın farkındayız hem de Birleşmiş Milletlerin Dünya Kooperatifler Yılı ilan ettiği 2012 yılını heyecanla beklerken, bu yıl vesilesiyle Türk Kooperatifçiliğinin de güçlü ve büyük adımlar atmasına katkı vermeye hazırlanıyoruz. Arkamızda büyük bir birikim, tecrübe ve kooperatifçiliği daha etkin bir konuma taşıyacak bir kültürün, bu toprakların hayat tarzının varlığından güç alarak.



Çünkü biz biliyoruz ki, bizim medeniyetimiz bugün imrenerek baktığımız gelişmiş ekonomilerin bundan sadece bir asır önce keşfettiği kooperatifçiliğin daha gelişmiş modellerinin müellifidir. Ahilik, loncalar, imece bizim medeniyetimizin duygu, vicdan, dayanışma, yardımlaşma ve insani boyutla da zenginleştirdiği ve halen gelişmiş kooperatif uygulamalarının bile seviyesine erişemediği sosyo-ekonomik örgütlenmelerdi. Hem kültürü, hem sosyal hayatı, hem inancı, hem de medeniyet tarihi dayanışmaya, el ve güç birliğine müsait olan milletimizin, kooperatifçilikten refah ve zenginlik üretmek için tek ihtiyacı biraz destek ve teşviktir. Kendimizi keşfetmektir. Kendimizi keşfettiğimizde bugün çağdaş ve gelişmiş dediğimiz uygulamalar için bile Türk Kooperatifçilik Modeli ortaya çıkacaktır.''



Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk, ''Pancar Kooperatifleri olarak bizler maddi ve fikri zeminde yaşanan zorluklara rağmen kendimizi keşfederek geliştirdiğimiz modelin başarısını sahada ispatladıl'' diyerek, ilk şeker fabrikasını el ve güç birliği ile Türk çiftçisinin kurduğunu, adı kooperatif olmasa da modelin ruhunu yakalayarak, sosyo-ekonomik tarihi birikimine sahip çıktığını ispat ettiğini vurguladı.



Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk ispat edilmiş ekonomik modelle kooperatif çatısı altında yarım asrı aşkın süredir, refahın ve zenginliğin tarlaya, üreticiye ulaşması için mücadele verdiklerini belirterek konuşmasını şu sözlerle bitirdi;



''Üretici kooperatifleri olarak başladığımız yoculukta üretimden, toplu girdi teminine, oradan tarımsal sanayiye ve sanayicilikten de teknoloji üretimine uzanan bir süreç geliştirdik. Ve bir fark ortaya koyduk çağdaş kooperatifçiliğe göre; modeli vicdanla, insan merkezli yaklaşımla, sosyal sorumlulukla zenginleştirdik. 1.672.000 insanımız güçlerini 31 kooperatifte birleştirdi ve tüm ülke sathında birlik ruhunu canlandırırken, modern tarımın yaygınlaşmasına, refah ve zenginliğin gözden ırak hanelere ulaşmasına öncülük etti.



Adını bugünkü modelden alan, ancak ilhamı kendi medeniyet tarihinde olan bir kooperatifçilik modelinin başarısını uygulamada pancar üreticileri kooperatifleri olarak, 2023 yılında kendisine büyük hedefler çizmiş ülkemizin bu hedeflerine ulaşması için herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini biliyoruz. Bu hedefi gerçekleştirmede en önemli dayanaklarımızdan birinin de kooperatif girişimler olacağına inanıyoruz.



İlhamını Anadolu'nun ilhamından alan, kurduğu modeli insani duygu ve davranış kalıplarıyla zenginleştiren, iddiasına ilk günkü gibi kararlılıkla sahip çıkan ve elde ettiği tecrübe ve birikimle Türk Kooperatifçiliğine ve ülke ekonomisine katkı verme azim ve kararlığından asla taviz vermeyen, refah ve zenginliğin her kesime ve herkese ulaşmasını amaç edinen Pancar Üreticileri Kooperatifleri ve onun sahipleri adına, birlik ruhunun her meselenin çaresi olduğunu hatırlatarak ve Türk Kooperatifçiliğine emek vermiş değerli büyüklerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anarak, daha iyi bir dünya için kooperatif girişimlerin daha etkin konuma gelmesi dileğiyle 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Gününü kutluyorum.



Recep KONUK



PANKOBİRLİK Genel Başkanı

Mustafa Önol 12-12-2011
KEÇİ YATIRIMI

------------------

Patronlara Keçi Yatırımı Tatlı Geldi...



Bir dönem ormanlar için 'tehlikeli' ilan edilen keçi, yeni yatırım alanlarından biri oldu.



Bir dönem zarar verdiği gerekçesiyle adeta ormandan kovulan keçiler, son yıllarda cazip yatırımlar arasında yer almaya başladı. Kapalı sistem yetiştiricilik, ekonominin ünlü isimleri için gözde yatırım aracı oldu. Keçi ve koyun yetiştirmek için çok sayıda işadamı yatırım yaptı. Bu alana girmek isteyen ve saha araştırması yapan ünlü isimlerin sayısı her geçen gün artıyor.



Keçi koyun yatırımını cazip hale getiren, büyükbaş hayvancılığa göre dört beş kat kazançlı olması. Keçi yatırımında merkez olan illerin başında İzmir geliyor. İşadamı Özer Türer, 2006 yılında İsveç'ten getirdiği 30 adet SAANEN keçisiyle yetiştiriciliğe başladı. Ege Üniversitesinden aldığı destekle SAANEN keçileriyle YERLİ IRKI ıslah etme çalışmaları yaptı. Bu sayede yerli ırk keçilerin yıllık 100 litre olan süt verimini 700 litreye çıkardı. SAANEN keçisi, yıllık 900 litre ile 1000 (bin) litre arasında süt üretiyor. Türer, ıslah çalışmalarının devam ettiğini, süt verimini 900 litreye kadar çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti. Aynı zamanda İzmir İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiriciliği Birliği Yönetim Kurulu Başkanı olan Türer, keçi yatırımının büyükbaş hayvancılığa göre çok daha kazançlı olduğunu söyledi.



Küçükbaş talebindeki artışın yatırımı da teşvik ettiğini belirten Türer, ''Keçi sütünün faydasının anlaşılmasıyla birlikte sektör büyümeye başladı. Yerli ırktan yılda 1 yavru alırken ıslah çalışmaları sayesinde iki yılda 3 defa yavru alabiliyoruz. Doğumların büyük bölümü de ikiz oluyor. Islah edilmiş hayvanlardan, yılda 10 ay boyunca da süt alınıyor.'' dedi.



Öte yandan litresi yaklaşık 1.25 lira olan keçi sütünün içine, yoğun olarak inek sütü karıştırdığı tahmin ediliyor. Sektör temsilcileri, piyasada üretilenin yaklaşık 20 katı keçi sütü bulunduğu görüşünde.



İzmir İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, bu probleme çözüm bulmak için Ege Üniversitesi işbirliğiyle bir tahlil labaratuvarı kurmak için harekete geçti. İzmir'de yıllık 12 bin ton keçi sütü üretildiğini kaydeden Özer Türer, ''Piyasada ise 100 bin ton keçi sütünden üretilmiş peynir var. Bu tamamen, keçi sütüne inek sütü karıştırılmasından kaynaklanıyor.'' diye konuştu.



Kaynak: www.ciftlikdergisi.com.tr



***

SUSURLUK'TA SAANEN KEÇİ YATIRIMI

Kentimiz Susurluk, küçükbaş-büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde, et-süt ve ürünleri üretiminde ülkemizin önde gelen ilçelerinden biri olduğuna, SAANEN keçi yatırımının da yerli koyun keçi üretiminden çok daha kazançlı olduğuna göre, bu konumunu kaybetmemek için ilçemizdeki küçükbaş hayvan yetiştiricileri (eğer yoksa) bir an önce SAANEN keçisi yetiştirmek için kolları sıvamalıdır.

Aksi halde, ilçemizin pazarı kaybetmesi kaçınılmaz olabilir...



Ülkemizde SAANEN keçisi ne kadar fazla yetiştirilir de Süt üretimi artarsa, keçi peyniri diye bize pahalı satılan, gerçekte içine inek sütü karıştırılmış peyniri alıp yemekten kurtulur, paramız da cebimizde kalır.

Mustafa Önol 11-12-2011
D E P R E M !

---------------



TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi sayı 93, Ekim 2011 tarihli aylık BÜLTEN'in ''Önüm Arkam Sağım Solum SOBE'' adlı ekinden alıntı yazı; depremi bir de uzmanından okuyalım...



***



KENT BİR ARADA YAŞADIĞIMIZ, PAYLAŞTIĞIMIZ, EĞLENDİĞİMİZ, ZEVK ALDIĞIMIZ YER. İNSANCA YAŞAMAK İÇİN KENTİNE SAHİP ÇIK !





ACI ÜZERİNE ACI...

Bu sayımızı hazırlarken, ''Sobe'den'' yazısını demokrasi, söz ve düşünce özgürlüğü üzerine kurguluyorduk. Ancak, doğudan gelen haberler yazımızın içeriğini değiştirmemize neden oldu. Söz hakkı için, şimdilik şu kadarını söyleyelim: İlk sayısından bugüne kadar sağlıklı kentleşme, sağlıklı yapılaşma, kentli hakları, kültürel mirasın korunması için çabalarımıza katkı koyan, Sobe'ye yazı yazan herkesi sevgiyle kucaklıyoruz.



Doğu'dan üst üste acı haberler geldi. Yıllardır bitmeyen terörün barışa, umuda vurduğu darbenin sarsıntısı bitmeden, doğanın sarsıntısı ile yıkıldık. Van'da, Van'ın ilçelerinde, köylerinde nice canlar gitti. Yüzlerce, belki binlerce insanımız evsiz, ocaksız kaldı. Yaşadığımız acılar, önümüzdeki bayramı ağız tadıyla kutlamamıza engel oldu.



Uzmanlar, mimarlar, mühendisler yıllardır söylüyor. Dillerinde tüy bitti. Depremlerde can kayıplarının asıl nedeni, yapıların depreme dayanıklı tasarlanıp, depreme dayanıklı YAPILMAMASI'dır. Su baskınlarının afete dönüşmesinin asıl nedeni sağlıksız kentleşme, sel yollarında ve dere yataklarında yapılaşmadır.



İlk saptamalar gösterdi ki, Van'da bu kadar yıkımın ve can kaybının nedeni de bu... Standartlara, şartnamelere, yönetmeliklere uymayan, ya da kağıt üzerinde ''uyar gibi'' gösterilen ama aslında uymayan yapılar yıkılıyor. Fay hattının üzerinde bile olsa, kurallara, tekniğine uygun inşa edilmiş yapılar ise ayakta kalıyor. Bunda müteahhitler kadar, ilgili mimarların, mühendislerin, teknik elemanların, onay veren sorumluların ve ''Yaşadıklarını sorgulamayan'' toplumun sorumluluğu var.



Yapı standartlarımız yetersiz. Yapı denetim mekanizması yanlış ve eksik çalışıyor. Planlı kentleşmeden uzağız. Mimarlık ve mühendislik hizmetleri kağıt üzerinde, değersiz görülüyor. Hastalandığımızda doktora çekine çekine gidiyoruz ama canımızı emanet ettiğimiz mimarlık hizmeti ''üç çizik'' olarak küçümseniyor. Yalnız imarla ilgili yasa, yönetmelik ve şartnamelerin değil, zihniyetimizin de baştan aşağı yenilenmesi gerekiyor.

Mustafa Önol 06-12-2011
(DÜNYA MARKASI OLMA YOLUNDA HIZLA İLERLEYEN SEFERİHİSAR BELEDİYESİ'NDEN DÜNYA ÇAPINDA BİR PROJE... YARATICI YAZAR OLMAK İSTEYENLERE DUYURULUR.)



OXFORD PROTOKOLÜ İMZALANDI



Seferihisar Belediyesi, İngiltere'den Oxford, Amerika'dan Ferris State ve Türkiye'den Ondokuz Mayıs Üniversitesi işbirliğiyle, İzmir'in Seferihisar ilçesinde açılacak olan, ''YARATICI YAZARLIK OKULU'' protokolü Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde imzalandı.



''Hayal Endüstrisi'' olarak da tanımlanan, senaryo ve metin yazarlığı konusunda dünyadaki ilk uluslararası merkez olmayı hedefleyen okulun Protokol Törenine; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektör Vekili YÖK Üyesi Prof Dr. Sait Bilgiç, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yavuz Demir, Ordu Perşembe ilçesi Belediye Başkanı Selami Çarkçı ve öğretim üyeleri katıldı.



Oxford ve Ferris State Üniversitelerinin desteği ile Seferihisar Belediyesi tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi'ne arazi tahsis edilmesini ve ardından merkezin inşa edilmesini kapsayan, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ile Seferihisar Belediyesi arasında imzalanan protokol ile, ''Oxford (İngiltere), Ondokuz Mayıs (Türkiye) ve Ferris State (ABD) Üniversiteleri tarafından kurulacak ''ULUSLARARASI YARATICI YAZARLIK MERKEZİ'' bir tür sanayi olarak da tanımlanabilecek ''hayal sektörü'' ve ''üniversite'' işbirliğini akademik ve uluslarası bağlamda ele alarak, konferans, workshop, seminer ve yaz okulları yanında lisansüstü eğitim için üniversal bir konuma gelmeyi amaçlamaktadır.

Kültürlerarası etkileşim ve değişim niteliği itibariyle de yaratıcı yazarlığa büyük bir imkan sağlayacak bu akademik merkez, Türk kültür, sanat ve tarihi için de sürekli üst düzey bir tanıtım işlevi görecektir.'' şeklinde açıklandı.



Protokol töreninde konuşan, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, bu kadar evrensel bir projeye ev sahipliği yapacak olmanın onurunu ve heyecanını taşıdıklarını belirterek, ''Bu üniversitelerin bir araya gelerek ortak bir yaratıcı yazarlık merkezi açması dünyada ilk olacak. Bunun Seferihisar'da olması da bizim için son derece önemli. Sadece Seferihisar Belediyesi'ne değil, İzmir'e Türkiye'ye ve tüm insanlık ailesine çok büyük katkılar verecek bir adım olacak. Daha önce belediye olarak planladığımız ''YAZAR EVİ'' projesini de bu merkeze dahil edeceğiz. Yaratıcı Yazarlık Merkezi, Türkiye'yi ve Seferihisar'ı edebiyatta bir çekim merkezi haline getirecek, özellikle Seferihisar'da bulunan TEOS antik kenti, tarih boyunca sanatçılar kenti olarak tanınmış, tarihte ilk kez ''Aktörler Birliği'' yani sanatçılar sendikası burada kurulmuş. Dolayısıyla bu proje Seferihisar için yapay bir kimlik değil, geçmişine uygun bir taçlanma olacaktır. Yaratıcılığı geliştirme yöntemleri ve yazarlık eğitimlerinin verileceği merkeze dünyanın her yerinden yazarların gelmesini bekliyoruz. Merkezde eğitim çalışmalarının yanında film ve reklam endüstrileri için de çalışma yapılacak. Ayrıca ''YAZAR EVİ'' ile eserlerini yazmak isteyen yazarları konuk edeceğiz. Bu projeyi Türkiye'ye getirmek için çaba harcayan, Yavuz Demir hocama çok teşekkür ediyorum. Seferihisar'a İzmir'e, Türkiye'ye ve dünyaya hayırlı olsun.'' dedi.



Ondokuz Mayıs Üniversitesi Edebiyat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yavuz Demir konuşmasında, Oxford Üniversitesi'nde ders verdiği sırada değişik ülkelerden üniversitelerin işbirliğiyle Türkiye'de bir yaratıcı yazarlık merkezi oluşturulması konusunda proje hazırladığını, projenin Oxford tarafından olumlu karşılandığını, ABD'deki Ferris Üniversitesi'nin de projeye katılma kararı aldığını belirtti. Bir süredir yer arama çalışmaları devam eden projenin, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer'in verdiği destekle bir anda uygulamaya geçme imkanı bulduğunu söyleyen Demir, projeye Standford ve New York Üniversitelerinin de dahil olmasının gündemde olduğunu belirtti. Dünyada önde gelen üniversitelerin kendi bünyelerinde yaratıcı yazarlık bölümler açtığını, ancak bir kaç üniversitenin ortak kullandığı bir merkezin henüz bulunmadığını ifade eden Demir, ''Bu anlamda Seferihisar'da kurulacak merkez bir il olacak. Merkez'in ''TEOS ULUSLARARASI YARATICI YAZARLIK MERKEZİ'' ismiyle kurulmasını öngörüyoruz. Üç üniversiteden temsilciler, 2012 Nisan ayı içerisinde Seferihisar'da belediye başkanıyla birlikte protokol imzalayacaklar.

Ayrıca tüm dünyada 2 milyar dolarlık bir pazara sahip olan ve hayal endüstrisi diye tanımlanan metin ve senaryo yazarlığı konusunda da bir merkez yaratılmış olacak. Merkezdeki eğitimin bir kaç yılk sonra diplomalı bir sisteme dönüştürülmesi planlanıyor.'' dedi.



Merkezin Türkiye adına prestij ve marka değeri yaratabilecek boyutta olduğunu, ülkenin dünya edebiyat çevrelerine tanıtımında önemli katkı sağlayacağını, gelecekte daha fazla edebi eserde Türkiye'nin işlenmesinin mümkün hale getireceğini anlatan Demir, ''Türkiye'nin en köklü ve kalıcı tanıtımı edebiyatla olacak. Merkez bu anlamda atılmış çok önemli adımdır.'' şeklinde konuştu.



Perşembe, 01 Aralık 2011 08:38 tarihinde güncellendi.

(Kaynak: www.seferihisar.bel.tr)
Mustafa ÖNOL 26-11-2011
YENİ SAKİN ŞEHİR ADAYI GÜNEYDOĞU'DAN



Dünyada hızla yayılan Sakin Şehir (Cittaslow) ağına katılmak isteyen Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi, birliğin Türkiye'deki Başkenti Seferihisar'a başvurdu. Halfeti'ye gidip başvuruyu inceleyen Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Halfeti'yi muhteşem bulduğunu belirtti ve Halfeti'nin dosyasını İtalya'ya götüreceklerini söyledi.



Merkezi İtalya'da (Orvieto Terni) bulunan, 25 ülkeden 154 şehrin dahil olduğu ''Yaşamın Kolay Olduğu Kentlerin Uluslararası Ağı'' Cittaslow'a (Sakin Şehir) Türkiye'den de ilgi artıyor. Türkiye'nin İzmir'in Seferihisar ilçesinin kabulüyle tanıştığı Cittaslow ağına Seferihisar'ın ardından Çanakkale Gökçeada, Sakarya Taraklı, Muğla Akyaka ve Aydın Yenipazar ilçeleri katılmıştı.



Birliğe katılmak için Seferihisar'a yapılan son başvuru Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinden geldi.



Halfeti Belediye Başkanı Mahmut Özdemir'in daveti üzerine Doğa Derneği Başkanı Güven Eken ve Cittaslow Türkiye Koordinatörü Bülent Kösem'le birlikte Halfeti'ye giden Tunç Soyer, Halfeti'yi incelediklerini ve Sakin Şehir için çok uygun bir yer olduğunu belirtti. Soyer; ''Halfeti gerçekten muhtaşem bir yer, olağanüstü bir insanlık mirası. Halfeti'nin üyeliği Cittaslowları taçlandıracak. Tarihi dokusu, kendine has özellikleriyle ittaslow kriterlerinin birçoğunu içinde barındırıyor.

Yapılacak çalışmalarla Sakin Şehir olmak için hazır hale gelecek. Halfeti'nin tarihi evlerinde duvarlarına yapılmış 13 çeşit kuş yuvası var. Başka hiçbir yerde yetişmeyen gül, Halfeti'de yetişiyor. Fırat Nehri'nin uzantıları ayrı bir keyif. İnsanları inanılmaz misafirperver. Kendilerine has yemekleri de bir hayli fazla. Halfeti'de insan huzur ve sakinlik buluyor'' dedi.



Başkan Soyer, Önümüzdeki ay Ordu Perşembe, Isparta Yalvaç ve Kırklareli Vize ilçelerinin dosyalarını İtalya'daki birliğe götüreceklerini söyledi. Her bölgeden bir Sakin Şehir olmasını istediklerinin altını çizen Soyer, yeni üyelerimizle birlikte biraz içimize kapanarak neler yapacağımızı konuşacağız. Türkiye'ye ve dünyaya Türkiye'nin Sakin Şehirlerinin tanıtımlarını yapıp turlar düzenleyeceğiz.

Ve 2013'te Seferihisar'da yapacağımız dünyanın bütün Sakin Şehirlerinin katılacağı Cittaslow Genel Kurulu'na ev sahipliği için hep birlikte çalışacağız dedi.



Kaynak: www.cittaslowseferihisar.org

(Salı, 22 Kasım 2011 tarihinde güncellendi)



******



SAKİN ŞEHİR SUSURLUK...

Sayın Topraktepe'nin çalışmasını okuduktan sonra aşırı heyecanlandığımı itiraf etmeliyim; kendimi yeşil ormanları, doğası-suyu-havası temiz, aranan organik tarım ürünleri, özellikle dinlenme tesislerinde halkımıza sunulan yerel leziz yemekleri, Susurluk Çayı ve ona akan dereleri, Çaylak Mesiresi, yemyeşil bol çiçekli parkları, dünyada eşi az bulunan Rahvan At Yarışları yapılan Karapürçek Beldesi, Et deyince akla ilk gelen Göbel Beldesi ve her türlü organik sebze-meyve yetiştirilen, 40'tan fazla pırıl pırıl köyleri ile ve daha nice yerel özellikleriyle Sakin Şehirler Ağına katılmış huzurlu-mutlu Susurluk içinde yaşıyor hayal ettim...



Seferihisar Belediye Başkanı sayın Soyuer'in; ''Her bölgeden bir Sakin Şehir olmasını istedikleri'' yönündeki söylemi ve ülkemizden birçok kentin yoğun ilgisi dikkate alınarak, İlimiz Balıkesir'den tek Sakin Şehir ünvanına kavuşabilmemiz için Susurluk Belediye Başkanı sayın Tahsin Bozoğlu'nun gerekli çalışmaları biran önce başlatması gerekiyor...

Mustafa ÖNOL 19-11-2011
HOŞGELDİN KIZILAY SU



TÜRK KIZILAYI DOĞAL KAYNAK SUYU ya da KIZILAYSU, TÜRK KIZILAYI'nın 2007 yılında hayata geçirdiği bir projedir.



Projenin en temel motivasyon kaynağı Türk Kızılayı'nın, afetzedelere sağlıklı ve kaliteli içme suyu sağlama misyonu olmuştur. Türk Kızılayı üstlendiği sorumlulukları yerine getirirken tek dayanağının halkımızın gönüllü desteği olduğu bilinciyle hareket etmektedir. Bu bilinç tıpkı bu projede olduğu gibi yaratılan sinerjide hayat bulmaktadır.



Yapılan titiz etüdler sonucu İstanbul Şile sınırları içindeki Bıçkıdere ormanlık alanında bulunan zengin mineralli ve aynı zamanda ''içimi güzel'' doğal kaynak suyu rezervlerinde karar kılınmıştır.

2007 yılında 19 litre PC damacanalara ve 0.5 litre ve 1.5 litre pet şişelere doğal kaynak suyu dolumuna başlanarak yaygın bayi ağıyla siz kullanıcıların beğenisine sunulmuştur.



Tüm Kızılay Su üretim-dağıtım sistemi, afet durumunda sağlıklı ambalajlı içme suyu temini ve lojistik destek hizmeti vermekle yükümlüdür.



Bu projeyle hedeflenen diğer bir husus da halkımızın Kızılay Su vesilesiyle Türk Kızılayı'na yapmış olacağı sürekli bağışların yaratacağı farkındalıktır...



Yaşlı dünyamızda temiz doğal su kaynaklarının hızla tükeniyor olması ülke olarak sahip olduğumuz kaynaklarımızın ekolojik dengeye ve yenilenme süreçlerine uyumlu kullanılmalarını zorunlu kılmaktadır. Kızılay Su kullanıcılarının; hem bu konuda hem de Türk Kızılayı'nın diğer faaliyetleriyle ilgili toplumsal bilincin güçlenmesinde çok önemli roller üstleneceğine inanıyoruz.

Kaynak: www.kizilaysu.com.tr



*******



Kızılay'ın üstteki misyon-vizyon yazısını okuyunca 'çorbada benim de tuzum olsun' diyerek Ankara'da 40 yıldır satın alıp içtiğim Niksar Su'yu terk etmem kolay oldu, diğer marka kaynak sulardan kalite ve içimi üstün olmasına rağmen fiyat bakımından çok daha avantajlı. Kızılaysu içenler kervanına katılmış olmaktan son derece mutlu ve huzurluyum...



Kızılayı sadece afet durumlarında değil her gün hatırlamak ve maddi kaynak aktarılmasına katkıda bulunmak istiyorsak, Kızılaysu içerek Kızılayı güçlendirelim. Kentimiz Susurluk Kızılaysu bayi ağı içinde yer almıyorsa girişimci hemşehrilerimize duyurulur...



Ayrıca www.kizilaysu.com.tr web sitesinde yer alan ''Biliyor musunuz?'' sayfası SU hakkında bilgi hazinesi.

Örnekler:



NEDEN SUSARIZ ?

Susamak, tiroit bezinin ağız yoluyla bize ulaştırdığı bir mesaj olup, sulanmaya ihtiyacın var anlamını taşımaktadır. Ancak bu kişisel ve psikolijik boyutları olan ve kişiden kişiye değişiklik gösteren bir ihtiyaçtır. Kimi insanlar günde 2 bardak su içerken, kimilerinin tükettiği su miktarı 2 litre olabilir.



SUYUN BİYOLOJİK İŞLEVLERİ

Su içerdiği organik bileşikler, birçok çeşitlilikle insan bedeninin başlıca gıdasıdır. Her türlü metabolik olayların oluşmasını sağlayan makromoleküllerin yapı taşıdır. Hidrojen köprüleri ile su moleküllerine bağlanan protein, karbonhidrat, nükrik asit gibi tutunma yeteneğine sahip, birçok molekülle birleşerek yeni maddelere dönüşebilen aktif bir maddedir.

İyi bir su düzenleyicisidir.

Vücut ısısını düzenli bir şekilde ayarlar



SULARIN SERTLİĞİ

Sularda çeşitli bileşikler çözünür, bunlar mg/l olarak ölçülür, kalsiyum karbonat, kalsiyum oksit ve kalsiyum cinsinden ifade edilip toplanabilir. Bu çözülen bileşiklerden özellikle kalsiyum, mağnezyum gibi iki oksidasyon değerli iyonlar, sabunun köpürme kudretini azaltır, sıcak su borularında, ısıtıcılarda, buhar kazanlarında ve suyun temperatürünü yükseltmek için kullanılan kaplarda taş bağlanmasına sebep olur. Bu iyonların sabunla köpürmeye karşı direnme özelliğine SERTLİK denir.



2C17 H35 COONa + M++ == (C17H35COO)2 M + Na +



sabun sudaki serlik çökelti



Denklemde görüldüğü üzere, su sertliğini veren iyonları, sabun bünyesine alıp çökelttikten sonra köpürmeye başlar. Buna göre, suda ne kadar iki değerli iyon fazla ise, diğer bir ifade ile suyun sertliği ne kadar çok ise, sabun sarfiyatı çok ve sıcak su borularında ve buhar kazanlarında taş bağlama olayı o kadar fazla olacaktır. Gerek sabun sarfiyatı, gerekse suların temperatür değişimi ile taş bağlaması olayı, ekonomik ve ısıtma temizleme işlerini zorlaştırması bakımından, su sertliği üzerinde durmaya değer.



SERTLİĞİN SEBEPLERİ

Sertliğe iki valanslı metalik katyonlar sebep olur. Bu iyonlar, özellikle Ca, Mg ve bir dereceye kadar Sr, Fe ve Mn iyonlarıdır. Suda çözünen bileşiklerin katyonları ile anyonları dengede olacağı da göz önünde tutulursa katyonların toplam ekivalant adedi, anyonların toplam ekivalant adedine eşit olur.



Sertliğe Sebep Olan



Katyonlar: Ca. Mg. Sr. Fe. Mn



Anyonlar: HCO3--. SO4--. CI--. SLO3--



Suyun sertliğini veren katyon ve bunlarla dengede olan anyonlar.

Toprağa düşen yağmur suları tabii sularda bulunan çok miktardaki solitleri çözmeye kudreti kafi gelmez. Suyun bu çözünürlük özelliği topraktaki bakterilerin etkisi ile hasıl olan karbondioksidin suya karışarak, suda karbonik asit iyonlarını hasıl etmesinden ileri gelir.



CO' + H2O----- H2 CO3------ H ++ HCO3-



Bakteri etkisi Yağmur suyu ile hasıl olur.

Genel olarak sert sular, üst toprağın yoğun olduğu ve kalker bulunan yerlerden çıkar. Buna karşılıuk yumuşak sularda daha ziyade üst toprağın gevşek olduğu ve kalker teşekkülü az veya hiç olmayan yerlerde mevcut olur.



Suların sert olması, insan sağlığına hiçbir etki yapmaz. Ancak, temizlik işlerinde sabun sarfiyatı bakımından uygun değildir.



NEDEN SUSARIZ ?

Susmak, tiroit bezinin ağız yoluyla bize ulaştırdığı bir mesaj olup, sulanmaya ihtiyacın var anlamını taşımaktadır. Ancak bu kişisel ve psikolojik boyutları olan ve kişiden kişiye değişiklik gösteren bir ihtiyaçtır. Kimi insanlar günde 2 bardak su içerken, kimilerinin tükettiği su 2 litre olabilir.



* İnsan Vücudunda Nemlendirme Süreci Nasıl İşler ?

* İnsan Vücudunda Sıvı Azalmasının Yarattığı Sonuçlar Nelerdir ?

* Su Kaybının İnsan Vücudu Üzerine Etkileri ?

* Su İyi Bir Makyaj Temizleyici Olabilir mi ?

* Su Sağlık İlişkisi ?

* Su Sertliklerinin Sınıflandırılması ?

* Su Türleri ?

* Su Zayıflatır mı ?

* Suların Sertliği ?

* Suların Sertlik Düzeyi ?

* Sular Nasıl Temizlenir ?

* Suyun İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi ?

* Suyun Kimyasal ve Fiziksel Özellikleri ?

* Suyun Vücuttaki Görevleri ?

* Topluma Temiz ve Güvenilir İçme ve Kullanma Suyu Sağlama ?

* Suyun Uygarlığa Etkisi ?

* Vücuttaki Suyun Başka İşlevleri Var mıdır ?

* Yazın Kışa Oranla Daha Fazla Su İçmek Gerekir mi ?

* Suyun Biyolojik İşlevleri ?

* Dezenfeksiyon Yan Ürünleri ?



DOĞADA SU

Doğada su akarsulara dökülen atıklarla kirlense ve okyanusşlarda tuzlu su haline gelse de, buharlaşıp atmosfere karıştığında yine temizleniyor ve tatlı suya dönüşüyor. Ancak yağmur suyu dahi kimyasal yönden saf değildir. Havadaki gazlar ve özellikle yoğun nüfuslu yerlerde kömürle birlikte açığa çıkan sülfirik asiti de bünyesine almaktadır.

Doğada mutlak saf su yoktur ve sudaki yüm yabancı kimyasalların arındırılması labaratuvarlar için dahi zorlu bir işlemdir.



Doğada sular, kaynaklarına göre klasik olarak 4 sınıfta incelenir:



1. Meteor Suları (yağmur ve kar suları): Mevcut sular içinde en saf olanıdır, bununla birlikte havada bulunan bütün gazların içerdiği gibi, bazı anorganik ve organik maddeler de bulunabilir.



2. Yeraltı ve Kaynak Suları: Bulunduğu ve geçtiği toprak tabakalarını çözmesi sonucunda, tabakaların cinsine göre, çözünmüş maddeleri içerir.



3. Yeryüzü Suları (nehir, göl, baraj ve deniz suları): Yüzeylerinin açık olması nedeniyle özellikle organik yapıdaki yabancı maddeleri almaya yatkındır. Buna karşılık hava ile temas halinde olduğundan karbonat sertliği azdır.



4. Maden (mineral) Suları: Doğal sulara oranla çözünmüş madde miktarı belirli bir sınırı aşmış veya temperatür ve radyoaktivitesi doğal sınırı aşmış olan sulardır.



* Durulma İşlemleri ?

... Ve daha bir çok bilgi, KIZILAYSU web sitesinde sizleri bekliyor.

Mustafa ÖNOL 17-11-2011
YAPILIRKEN HEYECAN DUYULMAYAN İŞLER BAŞARILAMAZ...



... 2004 yılında Özelleştirme İdaresine devredilen Adapazarı Şeker Fabrikası 2005 yılında 45.750.000,USD ile S.S. Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi tarafından satın alınmıştır.



1999 yılında meydana gelen deprem nedeniyle büyük ölçüde hasar görmüş ve 7 yıl atıl kalmış bulunan Adapazarı Şeker Fabrikasının tamir edilerek yeniden üretime geçmesini sağlamak ve uzun süre üretim yapmayan, alternatif ürünlere yönelen Adapazarı çiftçisine yeniden pancar ektirme çalışmaları başlatılmıştır...



(devamı ve öncesi Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş. web sitesinde)



******

Yedi yıl gibi uzun süre çalışmayan şeker fabrikasının eskisinden daha modern hale getirilmesinden sonra, pancar ekimine ara verip alternatif ürünlere yönelen pancar ekicileri tekrar pancar ekimine dönerek sahibi oldukları Adapazarı Şeker Fabrikasını dünya şeker sektörü ile rekabet edebilecek düzeye çıkarmayı başarmışlardır.



Pankobirlik bünyesinde yer alan Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş. web sitesi giriş sayfasındaki kendi gücüne inancını ifade etmekte olan slogan şöyle:



YAPILIRKEN HEYECAN DUYULMAYAN



İŞLER BAŞARILAMAZ.



YA ÜMİTSİZSİNİZ



YA DA ÜMİT SİZSİNİZ.



YA ÇARESİZSİNİZ.



YA DA ÇARE SİZSİNİZ.



Susurluk Şeker Fabrikası'nın bu yıl kampanyasına ara vermesinin sorumlusu S.S. Balıkesir-Bursa Pancar Ekicileri Kooperatifi'ne üye çiftçiler değildir. Pancar eken çiftçi sayısının ve buna bağlı olarak ekim alanlarının azalması devletin sahibi olduğu Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (Türkşeker)'nin bir kilo pancarın fiyatını 10 kuruştan 8 kuruşa indirerek çiftçinin zarara uğratılmasıdır.



S.S. Balıkesir-Bursa Pancar Ekicileri Kooperatifi 193 üye ile 1953 yılında Susurluk'ta Askeri Mahfelde yapılan törenle faaliyete geçmiş ve bugün 50 bin üyeye ulaşmıştır. Kuruluş tarihinde 2 milyon 900 bin lira olan gücü bugün 94 milyon 900 bin TL'ye ulaşmıştır.



Susurluk Şeker Fabrikasını pancar ekicisi çiftçi, şeker üreten işçi ve yöre halkı Özelleştirme İdaresinden satın alınması halinde; Adapazarı, Amasya, Kayseri, Kütahya, Konya Şeker Fabrikası A.Ş. örneklerinde görüldüğü gibi sadece şeker üretimi ile yetinmeyip kampanya dışı süreçte lokum, şekerleme, çikolata, bisküvi ve biyokütleden enerji üretir, tarım ve hayvancılık yapar hale gelebilecek yörede kişi başına gelir yükselecek devletin asli görevlerinden biri olan refahın tabana yayılması sağlanacaktır.



Özelleştirme İdaresi tarafından 11 Kasım 2011 tarihinde sona eren A ve B Grubuna dahil şeker fabrikalarının blok halinde satılması için çıkılan ihaleye diğer alıcı özel şirketlerin yanısıra Pankobirlik B Grubu fabrikalar için ilk defa teklif vermiştir.



Önceki ihalelerden çoğunun yetkili mahkemelerce 'Kamu yararı bulunmadığı' gerekçesiyle iptal edilmesinin ardından son ihalenin sonucu merakla beklenmektedir...



Gelişme-zenginleşme-kalkınma hamleleri ile Konya ilimize çağ atlattıran, dünya şeker sektörünün önde gelen isimlerinden, ülkemizin yetiştirdiği ender değerli isimlerden sayın Recep Konuk'u nasıl ya da ne kadar tanırsınız ?



Geçtiğimiz günlerde Eski ABD Başkanı Bill Clinton'un davetlisi olarak New York'a giden Pankobirlik ve Konya Şeker A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı (ve aynı zamanda şirketin Genel Müdürü) Recep Konuk; ABD'de bir haftada 7 üretim tesisini inceledi, şeref konuğu olarak Kansas Ticaret Borsasının seans açılışını yaptı, bir üniversite iki enstitüye konuk oldu, ABD'nin en önemli tarım dergilerinden biri ile Kasım 2011 sayısı için röportaj yaptı ve Türkiye'ye dönüşünde iddialı konuştu:

''Türkiye de çok üretecek, Türk çiftçisi de en az oradakiler kadar kazanacak. Yeni projelerimiz var ve yeni yatırımlarla üretmek ve ürettirmek için hırslandık'' dedi...



Özetle:

Çok üretmek artık eskisi gibi sorun olmaktan çıktı. Şimdi herşey ama herşey geri dönüşümlü, evlerimizden-işyerlerimizden çıkan çöpler daha düne kadar sorun yaratırken bugün altın değerinde; ham madde oluyor, biyokütleden enerjiye dönüşüyor, yeni istihdam alanları yaratıyor, kişileri-ülkeleri zengin ediyor...



İlçemizin yetiştirdiği değerli insanlardan biri rahmetli Nuri Eroğlu (Nur içinde yatsın) azimli ve kararlı tutumu sayesinde Susurluk Şeker Fabrikasını bizlere nasıl armağan etmişse bizim yani hemşehrilerinin görevi de fabrikamızı günün şartlarına uygun hale getirmek suretiyle sonuna kadar şeker üretmek olmalıdır...



Kaynaklar:

www.turkseker.gov.tr

www.oib.gov.tr

www.pankobirlik.com.tr

www.sekeris.com.tr

www.adaseker.com

www.konyaseker.com

www.recepkonuk.com

www.pancarkooperatifi.com
Mustafa ÖNOL 27-10-2011
ÇANAKKALE KAHRAMANI KOCA SEYİT



Seyit Ali Çabuk veya Seyit Ali Onbaşı, 1889 yılında Havran ilçesinin Çamlık köyünde dünyaya geldi. Babası Abdurrahman annesi ise Emine Kadın'dır. Aynı köyden Şakir kızı Emine ile evlenerek beş çocuğu dünyaya gelmiştir. Cumhuriyet döneminde ÇABUK soyadını aldı.



Koca Seyit askerlik çağına gelince pek çok yaşıtıyla 1909 yılında Osmanlı Ordusu'na katıldı. Üç senelik asker iken 1912'de Balkan Harbi patlak verdi, Seyit de birliğiyle birlikte savaşa katıldı. 1913'te Balkan Harbinin sona ermesine rağmen Seyit terhis edilmedi.

1914'te Birinci Dünya Savaşı başlayınca yine terhis edilmedi ve Çanakkale Cephesi'nde bulunan Mecidiye Tabyası'nda topçu eri olarak göreve başladı. Düşman donanmasının 18 Mart 1915 tarihinde başlattığı deniz harekatında yaptıklarıyla tarihin seyrini değiştiren olaylardan birisini gerçekleştirdi, bu tarihi olay şu şekilde anılmaktadır:



''Saat 05.30 sularında İngilizlerin en büyük savaş gemilerinden Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Kilitbahir önlerine gelmiş, kendilerini son dakikalar içinde oldukça rahatsız eden Rumeli Mecidiyesi'ni çok şiddetli bir ateş altına almışlardı.



Ateş çemberi genişleye genişleye Koca Seyit'in Bataryasına ulaşmıştı. Bataryanın sağına soluna mermiler peş peşe düşmeye başlamıştı. Durumun kritik oluşunu gören Takım Subayı Fahri Efendi '' SIĞINAĞA! '' emrini vermişti. Fakat Batarya erleri sığınağa ulaşmadan müthiş bir gürültü kopmuş, sanki yer yerinden oynamıştı. Düşman gemilerinden atılan bir mermi cephaneliğe isabet etmiş, cephanelik havaya uçmuştu.. Bir kısmı şehit olan bu erlerin geri kalanları arasında Seyit'de bulunuyordu. Kendine geldiği zaman karşısında Takım Arkadaşı Ali'yi gördü. Etrafta başka kimse yoktu.



-- Nerede arkadaşlar? diye sordu.



-- Arkadaşlar mertebelerini buldular. 14 şehit 24 yaralımız var. Ayakta bir senle ben kaldık.



Seyit kalkıp denize doğru baktı. Düşman gemileri karaya iyice sokulmuştu. Tabyanın içinde ise üçüncü topun dışındakiler toprağa gömülmüştü. Seyit önce gemilere, sonra topa ve sonunda yerde duran 276 Kg.lık mermilere baktı. Kendi deyimiyle mermi ona ''BENİ NAMLUYA SÜR'' diyordu.



Arkadaşına '' GEL ALİ '' dedi. ''YARDIM ET DE ŞU MERMİYİ SIRTIMA ALAYIM.'' Ali önce topun eğilip yan yatmış vincine sonra da arkadaşının yüzüne baktı. '' KALDIRAMAZSIN SEYİT '' dedi.



'' BİR DENEYELİM HELE. '' YA ALLAH'' diyerek koca mermiyi kavradı ve Ali'nin yardımıyla sırtladı. Topun merdivenlerini çıktı. Ali topun kamasını açtı beraber mermiyi namluya sürdüler. Seyit topun namlusunu önünde canavar gibi duran Ocean'ın üzerine çevirmişti.. Hedefi iyice tespit edip nişanının doğru olduğuna kanaat getirdikten sonra '' YA ALLAH, BİSMİLLAH '' diyerek topu ateşledi.



İlk mermi kısa düştü. Hemen aynı şekilde bir tane daha getirip namluya sürdüler. İkinci mermi geminin arka tarafında ve su kesiminde patladı. Ocean gemisi dümen tertibatı bozulduğu için derhal orasını harmanlamaya başladı. Etrafındaki gemiler kaçışmaya başladı. Bir gece önce Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın gemisinin boğaza döşediği mayınlardan birine çarptı. 600 kişilik mürettebatı ile beraber boğazın soğuk sularına gömüldü.



Bu manzara Türk Ordusunda büyük bir sevince, '' Akşam çayını İtanbul'da içeriz '' diyen müttefik ordusunda büyük bir hayal kırıklığına ve hüsrana neden oldu.



Durumu Tabur bölgesinde izleyen Batarya Kumandanı Hilmi Bey yanında iki Alman subay ile koşarak Seyit'in yanına geldi.



-- SEN MİYDİN SEYİT? VURDUN GEMİYİ. dedi



Koca Seyit'in Muharebenin mukadderatının değişmesinde büyük önemi bulunan başarısı kısa sürede duyuldu. Kendisine mükafat olarak Onbaşılık rütbesi takıldı. Ve isteği olup olmadığı sorulunca

''ÇİFT TAYIN'' istedi. Para ve başka bir şey istemedi. Ancak arkadaşlarının yanında Çift Tayın yemeyi onuruna yediremedi ve birkaç gün sonra Çift Tayından da vazgeçti. Daha sonraki günlerde fotoğrafını çekmek istediler. 276 Kg.lık top mermisini o günkü gibi sırtına alması lazımdı. Ancak birkaç defa denemesine rağmen kaldıramadı. O tehlikeli zamanda mermileri kolaylıkla basamaklardan topa çıkaran bu Kahraman o gün mermiyi yerinden bile oynatamadı. Kendisine sorulduğu zaman '' MUHAREBENİN MANEVİ ORTAMI, İMAN GÜCÜ VE VATAN AŞKIYLA KENDİSİNE KUVVET GELDİĞİNİ, AYNI ŞARTLAR OLUŞMADAN MERMİYİ KALDIRAMAYACAĞINI '' söylemişti.



Harbin sona ermesiyle 1918'de terhis edildi. Köyüne dönen Seyit geçimini temin için çalışmaya başladı. Fakat hain gözler Cennet Vatanın üzerinde olunca rahatlık yoktu. Düşmanlarınhücumları bitmiyordu. Daha düne kadar Osmanlı Devletine bağlı olan Yunanlılar 15 Mayıs 1919'da İzmir'i, 28 Mayıs 1919'da Ayvalık ve Edremit'i işgal etmişti. Vatan istila altındaydı, Çanakkale'nin Şanlı Gazisi Seyit Onbaşı durabilir miydi ? Durmadı ve işgal haberini alır almaz cepheye koştu. Karış karış Vatanını müdafaa eden yediden yetmişe Anadolu insanıyla omuz omuza verip vuruşuyordu. Koca Seyit, Türk Ordusu'nun 26 Ağustos 1922'de başlattığı Büyük Taarruza da iştirak etti ve 28 Ağustos'ta cereyan eden muharebede iki yerinden yaralandı. Büyük Zaferin kazanıldığını hastanede yatarken öğrendiğinde dünyalar kendisinin oldu. Asırlardır olduğu gibi ŞANLI BAYRAĞI SEMALARDA HÜR OLARAK DALGALANCAKTI.



Sağlığı düzelince memleketinme dönen Seyit Onbaşı, bundan sonraaki günlerinde köyünde geçirdi. Gazilik maaşı için müracaat etmedi. Odun kömürü yaparak Havran'da pazara götürüp, geçimini öyle temin etti. 1939 yılında zatürreye yakalandı ve Aralık ayında vefat etti. Koca Seyit geride maddi hiç bir servet bırakmadı. Maddi bakımdan belki fakir bir insandı, fakat şanlı tarihe mal olan şanlı hatıralar bıraktı.



KOCA SEYİT ve ARKADAŞLARINI BU VESİLEYLE BİR KEZ DAHA RAHMET ve MİNNETLE YAD EDİYORUZ...



Kaynak: Polatlı/Ankara Topçu ve Füze Okulu Sınıf Müzesi.
Mustafa ÖNOL 25-10-2011
BU İŞTE BİR YANLIŞLIK VAR !



Deprem ve diğer doğal afetlerle ilgili birçok kanun, yönetmelik, yönerge ve her türlü yazılı sözlü söylem olmasına rağmen; en küçük bir depremde ya da sel, toprak kayması gibi afetlerde binalarımızın yıkılma, vatandaşlarımızın hayatlarını kaybetme riskimiz çok yüksek...



Balıkesir İli Deprem Haritasında, Balıkesir il ve ilçelerinin içinde bulundukları deprem kuşakları gösterilmektedir. Harita incelendiğinde, Balıkesir İlinin 1. ve 2. deprem kuşaklarında olduğu görülmektedir. Balıkesie il merkezi ise, deprem haritasına göre birinci deprem kuşağı etkisi altında bulunmaktadır.



HARİTA: Manyas, Ulubat - Edincik, Yenice - Gönen, Sarıköy, Çan - Biga - Etili, Zeytindağ - Bergama ve Simav Faylarının (Enerji Merkezleri) Özellikleri, Karakterleri, Olası Büyük Deperemlerin Magnitütleri, Balıkesir İli sınırları içerisinde Kalan sahanın Zemin Özellikleri ve Enerji Merkezlerine (Faylara) Olan Uzaklıklar, vb. gibi Özellikler Değerlendirilerek;

ANKARA DEPREM ARAŞTIRMA MERKEZİ TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR.



Kaynak: www.mta.gov.tr

www.haritaburada.com/balikesir-ili-deprem-haritası/



Bu duruma göre;

DEPREMDEN DEĞİL CEHALETTEN KORKALIM...

Binalarımızı; kanunların, yönetmeliklerin, uzmanların YAPMA dedikleri yerlere YAPMAYALIM, YAPABİLİRSİN dedikleri yerlere YAPALIM, ama bir şartla: Binalarımızı MİMARLARIN ÇİZDİĞİ PROJELERE UYGUN İNŞA EDELİM. Kısaca, malzemeden çalıp çırpmadan yapalım ki, sonrasında milletçe rahat edelim...

Mustafa ÖNOL 18-10-2011
EVET mi HAYIR mı ?



SAKİN ŞEHİR (Cittaslow) KRİTERLERİ:

ÇEVRE POLİTİKALARI

1. Hava, su ve toprağın kalitesinin, yasa tarafından belirtilen parametrelerde... olmasını ister misiniz ?



2. Kentsel çöp ve özel atıkların ayrıştırılarak toplanmasının teşvik edilmesini ve yaygınlaştırılmasını... isterme sininiz ?



3. Endüstriyel ve evsel kompostlamanın yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesini... ister misiniz ?



4. Kentsel ya da toplu kanalizasyon için, atık su arıtma tesisinin bulunmasını... ister misiniz ?



5. Özellikle alternatif enerji kaynaklarının kullanılması ve biyokütlelerden ısı üretilmesi yoluyla; enerji tasarrufu ile ilgili belediye projesi... ister misiniz ?



6. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin (GDO) tarımda kullanılmasının yasaklanmasını... ister misiniz ?



7. Reklam grafikleri, panolar ve trafik işaretlerinin düzenlenmesine dair belediye planı... ister misiniz ?



8. Elektromanyetik kirliliği kontrol eden sistemler... ister misiniz ?



9. Gürültü kirliliğini kontrol etmek ve azaltmak için bir program... ister misiniz ?



10. Işık kirliliğini kontrol etmek için sistem ve programlar... ister misiniz ?



11. Çevre yönetimi sistemlerinin benimsenmesi (EMAS ve ECOLABEL ya da ISO 9001; ISO 14000, SA 8000 ve Gündem 21 projelerine katılım)... ister misiniz ?



ALTYAPI POLİTİKALARI

1. Tarihi merkezlerin ve/veya kültürel ve tarihi değer çalışmalarının geliştirilmesi ve ıslah edilmesi için planlar... ister misiniz ?



2. Güvenli ulaşım ve trafik için planlar... ister misiniz ?



3. Okulları ve kamusal binaları bağlayan bisiklet yolları... ister misiniz ?



4. Özel taşımacılık ve trafiğin toplu taşıma ve yaya alanları ile bütünleştirilmesi üzerinden, alternatif ulaşımı destekleyen planlar (toplu taşıma alanlarına bağlanan ilave kentsel araba park yerleri, bisiklet yolları, okullar ve işyerlerine erişim sağlayan yaya güzergahları, vb.) ... ister misiniz ?



5. Kamusal ve kamu ile ilgisi olan alanların engelliler için erişilebilir olması, mimari engellerin kaldırılması ve teknojilere erişimin sağlanmasının garanti altına alınabilmesi için uygulamalar... ister misiniz ?



6. Aile yaşantısını kolaylaştıran ve yerel aktivitelere olanak sağlayan programların teşvik edilmesi (eğlence ve spor faaliyetleri, okul ve aile arasında bağ oluşturmayı amaçlayan aktiviteler, yaşlılar ve kronik hastalar için ev yardımı da dahil olmak üzere çeşitli yardımlar, sosyal tesisler, belediye çalışma saatlerinin düzenlenmesi, umumi tuvaletler) ... ister misiniz ?



7. Tıbbi yardım merkezi... ister misiniz ?



8. Vasıflı yeşil alanların asgari teçhizata sahip olması ve hizmet altyapıları (yeşil alanların birbiriyle bağlantıları, oyun sahaları, vb.) ... ister misiniz ?



9. Ticari malların dağıtımı ve ''doğal ürünler için ticari merkezler'' oluşturulması için plan ... ister misiniz ?



10. Mağaza sahipleriyle, zor durumda olan vatandaşlarla ilgilenme ve yardım etme üzerine mutabakat; ''dost mağazalar'' ... ister misiniz ?



11. Bozulmakta olan kentsel alanların ve şehrin yeniden kullanılmasına yönelik projelerin iyileştirilmesi (ni) ... ister misiniz ?



12. Kent tarzının yeniden yapılandırılması ve iyileştirilmesi için bir program ... ister misiniz ?



13. U.R.P. (kentsel yenilenme programı) işlevlerinin, Cittaslow (Yavaş Şehir) bilgi bürolarıyla bütünleştirilmesi (ni) ... ister misiniz ?



KENTSEL KALİTE için TEKNOLOJİLER ve TESİSLER

1. Biyomimari için büro ve biyomimarinin teşvik edilmesi yönündeki bilgilendirme projesi için görevlendirilen personelin eğitimi için programlar ... ister misiniz ?



2. Şehri, fiber optik kablolar ve kablosuz sistemler için teçhiz etmek ... ister misiniz ?



3. Elektromanyetik alanları gözlemleme sistemlerinin benimsenmesi (ni) ... ister misiniz ?



4. Çevre ve manzarayla uyumlu çöp kutularının tedarik edilmesi ve çöplerin belirlenmiş zaman tablolarına göre kaldırılması (nı) ... ister misiniz ?



5. Toplu ve özel alanlarda; önemli, çevresel olarak uygun bitkilerin, tercihen bahçe/peyzaj mimarisi ölçütlerine uygun çizgilerdeki yerel bitkilerin, yetiştirilmesine yönelik promosyon ve programlar ... ister misiniz ?



6. Vatandaşlara hizmet sağlamak için planlar (Belediye hizmetlerinin internet üzerinden duyurulması, vatandaşlar için internet tabanlı bir belediye ağı oluşturulması ve vatandaşların bu ağı kullanmaları yönünde eğitilmeleri (ni) ... ister misiniz ?



7. Özellikle gürültülü alanlarda gürültünün kontrol edilmesi için plan (yapılmasını) ... ister misiniz ?



8. Renklerle ilgili plan (yapılmasını) ... ister misiniz ?



9. Elektronik evden çalışmanın (telework) teşvik edilmesi (ni) ... ister misiniz ?



YEREL ÜRETİMİ KORUMAK

1. Organik tarımcılığın geliştirilmesi için projeler ... ister misiniz ?



2. Esnaf ve sanatkarlar tarafından üretilen ürünlerin, eşya ve el işlerinin kalitesinin sertifikalandırılması (nı) ... ister misiniz ?



3. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan esnaf ve zanaatkarların ve/veya el işi ürünlerinin korunması ve himayesine yönelik programlar ... ister misiniz ?



4. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan geleneksel çalışma ve meslek yöntemlerinin himayesi (ni) ... ister misiniz ?



5. Organik ve/veya yerel topraklarda üretilmiş ürünlerin kullanılması ve restoranlar, okul kafeteryaları ve himaye altındaki yapılarda yerel geleneklerin muhafaza edilmesi (ni) ... ister misiniz ?



6. Yavaş Yemek (Slow Food) ile işbirliği içerisinde, okullarda tat ve beslenme konusunda eğitim programları ... ister misiniz ?



7. Yok olma riski altında olan şarap ve gastronomik yavaş yemek çeşitleri için, aktivitelere destek olmak ... ister misiniz ?



8. Yerel ürünlerin tespit edilmesi ve bu ürünlerin ticarileşmesi için destek (pazarlarda yerel ürünler için yer ayrılması, vb.) ... ister misiniz ?



9. Şehirdeki ağaçların sayılması ve büyük ya da ''tarihi ağaçların'' değerinin arttırılması (nı) ... ister misiniz ?



10. Yerel kültürel etkinliklerin teşvik ve muhafaz edilmesi (ni) ... ister misiniz ?



11. Kent ve okul bahçelerinin geleneksel yöntemlerle yetişmiş yerel ekimler için geliştirilmesi (ni) ... ister misiniz ?



MİSAFİRPERVERLİK

1. Turist bilgisi ve nitelikli misafirperverlik için eğitim kursları ... ister misiniz ?



2. Tarihsel merkezlerde, yol gösteren turist güzergahları ile birlikte, turist işaretlerinde uluslararası işaretlerin kullanılması (nı) ... ister misiniz ?,



3. Ziyaretçilerin şehre yaklaşmalarını ve bilgi ve hizmetlere erişimlerini kolaylaştırıcı resepsiyon yönergeleri ve projeleri (otopark, resmi kurumların açılış saatlerinin uzatılması/esnetilmesi, vb.), özellikle takvimlendirilmiş etkinlikler için (çalışmalar yapılmasını) ... ister misiniz ?



4. Şehrin ''Yavaş'' güzergahlarının düzenlenmesi (ni), (broşürler, internet siteleri, vb.) ... ister misiniz ?



5. Turistik işletmeciler ve mağaza sahiplerinin, ücret şeffalığı ve fiyatların müessesenin dışında segilenmesi gerektiği konusunda blilinçlendirilmesi (ni) ... ister misiniz ?



FARKINDALIK

1. Vatandaşların Sakin Şehir (Cittaslow) olmanın amaçları ve prosedürleriyle ilgili bilgi sağlayan projelerin uygulanması. Özellikle; eğitsel bahçe ve parklar, kitap olanak ve hizmetleri ve bitkilerin tohumlarının korunması projelerine katılım ... ister misiniz ?



3. Slow City ve Slow Food faaliyetlerinin yaygınlaştırılması için programlar ... ister misiniz ?



SLOW FOOD FAALİYETLERİNE ve PROJELERİNE DESTEK

1. Yerel Slow Food Örgütlenmesinin (Convivium) kurulması (nı) ... ister misiniz ?

2. Slow Food ile işbirliği yaparak okullar için tat ve beslenme üzerine eğitim programları düzenleme (sini) ... ister misiniz ?



3. Slow Food ile işbirliği yaparak okul (larda) sebze bahçelerinin kurulması (nı) ... ister misiniz ?



4. Arca veya Slow Food Merkezlerinin, yok olma riski altında olan türlere veya ürünler için bir veya daha çok projelerini uygulamak ... ister misiniz ?



5. Yavaş Yemek tarafından temin edilen yerel bölge ürünlerinin kullanılması ve beslenme geleneklerinin, katma yemek eğitim programlarıyla birlikte, müşterek yemek servisleri, himaye altındaki yapılar ve okul kantinleri içerisinde muhafaza edilmesi (ni) ... ister misiniz ?



6. Yavaş Yemek ile işbirliği içerisinde, ''Mercati della Terra''nın yerine getirilmesiyle elde edilen tipik yerel bölge ürünlerinin desteklenmesi (ni) ... ister misiniz ?



7. ''Terra Madre'' projesinin ve yemek cemiyetlerinin ortak eşleştirme ile desteklenmesi (ni) ... ister misiniz ?



**********

DEĞERLENDİRME !!!

Sakin Şehir olabilmek için 6 başlıkta 59 maddede belirlenmiş bulunan kriterler üstte yazılmıştır. Bu kriterlerin en az 30 adedine ''EVET'' diyebilen Susurluklu vatandaşlarımız SINAVI geçmiş demektir...



Sakin Şehir olmanın kentimize ne gibi getirisi/götürüsü/katma değeri olabileceğini hep birlikte düşünüp değerlendirmeye tabi tutalım.



Sakin Şehir konusunda daha fazla bilgi alttaki web sitelerinden elde edilebilir:

www.seferihisar.bel.tr.

www.cittaslowseferihisar.org

www.gozlemgazetesi.com
Mustafa ÖNOL 14-10-2011
CİTTASLOW SEFERİHİSAR



CİTTASLOW NEDİR?

İtalyanca Citta (Şehir) ve İngilizce Slow (Yavaş) kelimelerinden oluşan Sakin Şehir anlamında kullanılmaktadır. Cittaslow Ağı, küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinliğini, yaşam tarzını standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için Slow Food hareketinden ortaya çıkmış bir kentler birliğidir.

Küreselleşmenin yarattığı homojen mekanlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasabaların ve kentlerin katıldığı bir birliktir.



CİTTASLOW ŞARTLARI

Şehirlerin hangi alanlarda önemli ve özel olduklarını düşünmeleri ve bu özelliklerini korumak için strateji geliştirmeleridir. Şehrin dokusunun, renginin, müziğinin ve hikayesinin uyum içinde, şehir sakinlerinin ve ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşamasıdır. Yerel zanaatları, tatları ve sanatları sadece eskilerin hatırlayabildiği kavramlar olmaktan çıkarmak için bunları çocuklarımızla ve misafirlerimizle paylaşmaktır. İnsanların kendi sağlıklarını ön planda tutmalarıdır.

Bunu gerçekleştirmek için, hava, gürültü, ışık ve elektromanyetik kirliliklerin sürekli kontrol edilmesi ve sağlığı tehdit etmeyecek boyutta tutulmasıdır. Çöp toplama saatlerinden ilaçlamaya kadar birçok konuda önlem almak ve uygulamaktır.

Yerel üreticileri desteklemek ve onların ürünlerini satabilecekleri satış merkezleri oluşturmaktır.

Çevreye ve insana zararlı olmayan alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesidir.

Belki de en önemlisi bir şehrin, dünyada binlerce birbirinin aynı şehirlerden kendini farklılaştırmasıdır.



CİTTASLOW AĞI:

YAŞAMIN KOLAY OLDUĞU KENTLERİN ULUSLARARASI BİRLİĞİ

Cittaslow hareketi 1999 yılında İtalyan kenti Greve İn Chianti'nin eski belediye başkanı Paolo Saturnini'nin vizyonu doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Paolo Saturnini yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin kendilerini değerlendirmelerini ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koymaları fikrini ulusal boyuta taşımıştır. İdealleri kısa zamanda BRA (Francesco Guida), ORVİETO (Strfano Cimicchi) ve POSİTANO (Domenico Marrone) belediye başkanları ve Slow Food başkanı Carlo Petrini tarafından benimsenmiştir.

Günümüzde 19 ülkede 129 üyeye yayılan Cittaslow hareketinin amacı Slow Food felsefesini kentsel boyuta taşımaktır.



SEFERİHİSAR CİTTASLOW NE ZAMAN OLDU?

Seferihisar, belediye başkanı öncülüğünde yaptığı geniş katılımlı çalışmalar sonucunda, Cittaslow Birliği'nin 13 Nisan 2010 tarihinde aldığı kararla, Türkiye'nin ilk Cittaslow kasabası olmuştur.



CİTTASLOW AMBLEMİ

Cittaslow'un amblemi, adına yakışır sakin bir yaşam tarzını benimsemiş sevimli bir hayvancık olan SALYANGOZ'dur.



TÜRKİYE'DEN DÖRT KENT DAHA 'CİTTASLOW' OLDU

Polonya'nın Lidzbark Warminski kentinde düzenlenen 2011 Citrtaslow Genel Kurulu'nda Türkiye'den dört kent daha Sakin Şehir olarak 'Yaşamın Kolay Olduğu Kentlerin Uluslararası Ağı'na katıldı.



SEFERİHİSAR 2013'DE EV SAHİBİ OLACAK

Yeni üyelerle birlikte Ulusal Birliği'ni kurarak İcra Kurulu'na giren Seferihisar, Cittaslow'ların geleceğiyle ilgili karar verme yetkisini kazandı.Ulusal Birliği'ni kuran Türkiye 2013 yılı Cittaslow Genel Kurulu'na ev sahipliğini yapma hakkını da elde etti. Birliğin en büyük organizasyonu 2013 Haziran'ında dünyanın dört bir yanından 25 ülke, 125 belediye başkanı, Cittaslow yetkilileri ve gönüllülerinin katlımıyla Seferihisar'da gerçekleşecek.



YENİ SAKİN ŞEHİRLER

2011 Cittaslow Genel Kurulu'na Türkiye damga vurdu. Lidzbark Warminski Belediye Başkanı Artur Wajs tarafından açılışı yapılan toplantıda Türkiye'nin Cittasloe Başkenti Seferihisar tarafından birliğe aday gösterilerek dosyaları teslim edilen 4 kentin Cittaslow üyeliği açıklandı.

Buna göre Akyaka (Muğla), Yenipazar (Aydın), Gökçeada (Çanakkale) ve Taraklı (Sakarya), Türkiye'nin yeni Sakin Şehirleri oldu.



CİTTASLOW AĞI'NA ÜYE ÜLKELER

Almanya, İtalya, Hollanda, İskandinav Ağı, Güney Kore, Polonya, İspanya, Büyük Britanya, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye başta olmak üzere 25 ülke ve 125 belediye Cittaslow Birliği'ne üye olmuşlardır.



Kaynaklar:

www.seferihisar.bel.tr

www.cittaslowseferihisar.org

www.gozlemgazetesi.com
< Geri | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | İleri >
Adınız - Soyadınız : *
E-Mail Adresiniz : *
Mesajınız :
   
KÖŞE YAZARLARIMIZ
İÇİMİZDEN BİRİ Levent GÜNDOĞAN
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ
R. Serdar TOPRAKTEPE
DEMOKRASİDEN ANLADIĞIM
Mustafa ÖNOL
ANKARA'DA BALIKESİR...
ANKET
SİTEMİZ İSTATİSTİKLERİ
Online Kişi : 3
Bugün Online : 27
Tekil Hit : 115590
Çoğul Hit : 1680299
Ip Adresiniz : 54.226.93.128
© 2008 SusurlukHaber.Com Bu sitedeki içerik kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Tasarım & Yazılım & Hosting : Ofis Soft