GÜNDOĞAN MİMARLIK'A DANIŞMADAN İNŞAATA BAŞLAMAYIN! SONRA PİŞMAN OLMAYIN!... GÜNDOĞAN MİMARLIK'A "TAPUNU GETİR İNŞAATINI BİTİR"EN ÇABUK,EN GÜZEL, EN EKONOMİK!0266 865 5044
Duyurular : SUSURLUKHABER SUSURLUK'UN NABZINI TUTMAYA DEVAM EDECEK. DOĞRUNUN KİMSENİN TEKELİNDE OLMADIĞI BİLİNCİ İLE DÜŞÜNCELERİN ÖZGÜRCE TARTIŞILDIĞI ARENA OLMA KONUSUNDAKİ KARARLILIĞINDAN ÖDÜN VERMEYECEK.EN ÖNEMLİSİ SUSURLUKHABER HEP YENİ ŞEYLER SÖYLEYECEK...    |    
Anasayfa Haber Arşivi Reklam Tarifeleri Ziyaretçi Defteri İletişim
Untitled Document
  • Ziyaretçi Defterine Yazılanları Okuyun
  • Sizde Ziyaretçi Defterine Mesaj Yazın
Mustafa ÖNOL 20-08-2010
MANDA'CILIK!..



Nedir, ne olabilir ki bu manda diyen çoktur ilçemizde; hele gençlerimiz, bebelerimiz, belki de köylülerimiz bile görmemiştir bilmezler manda'yı, öyleyse tanıyalım bu yararlı evcil hayvanı.

Önce TDK sözlük anlamı nedir bir bakalım:



MANDA

(1) Geviş getirenlerden, derisinin rengi siyaha yakın, uzun seyrek kıllı bir hayvan, SU SIĞIRI, CAMIZ, KÖMÜŞ.



MANDA

(2) Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri, kendi kendini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Birleşmiş Milletler Cemiyeti adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik.



Sırası gelmişken tarihi bir olgu ve bilgiyi not edelim de; ATATÜRK'ün Demokratik, Laik bir Hukuk Devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni hangi şartlarda kurduğunu bir kez daha anımsayıp Atamızı rahmet ve minnetle analım.

Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı devam ederken savaşın kazanılacağına inanmayan bazı muhaliflerinin ABD'nin MANDASI olmamızı teklif etmeleri üzerine, onları elinin tersiyle iterek; Mealen:

''Yeni Bir Vatan Kurulacak, Türk Milleti Hür ve Bağımsız Sonsuza Kadar Yaşayacak.'' demiştir.

NE MUTLU BAĞRINDAN ATATÜRK ÇIKARAN TÜRK MİLLETİNE.



Manda'ların sözlük anlamını öğrendikten sonra, sıra geldi bizim Susığırlık ilçemize.

Kaymakamlığımız resmi web sitesinin ''Tarihçe'' bölümünde yer aldığı gibi; ilçemizin ilk adı, bölgemizin sulak olması ve MANDA yani Su Sığırı yetiştirilmesi nedeniyle önceleri SUSIĞIRLIK adı verilmiş, zamanla SUSURLUK şekline dönüşmüştür.



İsim değişikliğinin gerekçesi biliniyor mu, kayıtlarda bulunuyor mu, bir bilen var mı? 1936 Susurluk doğumlu olan bendenize göre bile, hepsi meçhul. Şayet bilen varsa ve açıklamada bulunulursa, tarihimizin saklı kalmış bir sayfasını aydınlatmış olur ve seviniriz...

Öyleyse şimdi yorum yapmakta serbest sayılırız.

1940'lı yılların ilk yarısı yani II.Dünya Savaşı döneminde ilçemizde her hanede en az bir inek, koyun, keçi; Evin süt ve yoğurt, peynir, ayran gibi süt ürünleri ihtiyacını karşılamak maksadıyla hayvan beslemek zorunluluğu bulunuyordu, çünkü savaş vardı, bakkal dükkanlarında gıda maddesi bulmak mümkün değildi... Çiftçiler, köylüler, tarlasını ekip biçen Susurluklular ayrıca en az bir çift manda veya öküz beslemekteydiler. Şimdiki araçlar yok; Tarlayı sürmek, tahılı harmanlamak, ürünü nakletmek, köyden ilçeye gidip gelmek, düğün dernek yapmak, kağnı olmazsa mümkün değildi. Ne zamana kadar? II.Dünya Savaşı bitene (1945) kadar...



Sonrasında, yavaş yavaş ilçemizin içinden kamyonlar ve otobüsler geçmeye ve lokantaların önünde durarak mola vermeye başladılar.

Zamanla ilçemiz kaliteli hizmet ve yeme içme kültürünü geliştirdi, ülkemizde haklı bir üne sahip oldu; Böylece bugünkü otoyol güzergahındaki dinlenme tesisleri o zamanlarda sağlam atılan temelin üstüne kolayca çıkış yapma imkanı buldular.



Farkındasınız, hala ilk manda'ya gelemedik, artık başlayalım.



Susığırlık'ta bolca manda besiciliği yapılırken, adı Susurluk olunca mandalar yok oluvermiş... Neden acaba? Gel de merak etme.



Her neyse, olabilir... Bugünkü anlayış ve mantıkla geçmişi, eskiyi yaşamadan irdelemek, sonuç çıkarmak, değerlendirmek çoğunlukla sadece yanlış değil, tehlikelidir de... Mutlaka geçerli bir sebebi vardır, deyip mıncıklamayı bırakalım tarihi olayları; Hele bazı meclisler burunlarını hiç sokmasınlar, siyasete bulaştırmasınlar ki, sonra altından kalkamazlar, tarihlerinin altında kalıverirler, haberleri olsun...



Anlaşılacağı üzere İlçemiz Susurluk eskiden mandalık bir köy idi. Bugün, manda yok ama manda yetiştiriciliği tekrar kazançlı bir iş durumuna geldi, ilgilenen Susığırlıklıların haberi olsun.



Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, girişimci manda yetiştiricilerine 01 Ağustos 2010 tarihinden itibaren sıfır faizli yatırım ve işletme kredisi vermeye başladı. Projeden yararlanmak isteyen vatandaşlar, Ziraat Bankası Şubeleri, Tarım Kredi Kooperatifleri Bölge Müdürlükleri ve Tarım İlçe Müdürlüklerinden bilgi alabileceklerdir.



MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ

Süt, et ve çeki hayvanı olarak dünyada önemli bir ekonomik etkinliğe sahip manda tüm Akdeniz (Fransa hariç) ülkeleri, Balkan ülkeleri ve bazı Orta Avrupa ülkelerinde, Uzak Doğu ve Avustralya'da yetiştirilmektedir. Bataklık mandaları ve Nehir mandaları diye ikiye ayrılır.



Manda, günümüzde et, süt, deri, boynuz; et mamulleri, çeki gücü ve nakliye amaçlı olarak günümüzde önemli bir üretim kolunu oluşturmaktadır.



Dünyada süt üretiminin %5'i manda kaynaklıdır. Bazı ülkelerde tüketiciler, sığır sütüne göre daha fazla para ödeyerek manda sütünü tercih etmektedirler.

Bu durum üzerinde, tarımda entansifleşme ile birlikte hayvansal üretimde yaygın olarak kullanılan sentetik , kimyasal ve hormon benzeri maddeleri kullanılmaksızın elde edilen risksiz ve güvenli süt ve süt ürünleri tüketimine olan isteğin etkili olduğu düşünülmektedir.



Yapısal olarak manda sütü, inek sütüne göre daha az su, daha çok kuru madde, mineral, yağ ve protein içermektedir. Manda sütü, inek sütü gibi tereyağı, kaymak, sert ve yumuşak peynir, dondurma, yoğurt gibi pek çok ürüne işlenmektedir. Manda sütü peynirine olan talep, dünyanın pek çok ülkesinde organik ürün olması nedeniyle artış göstermektedir. Ülkemizde, özellikle Afyon yöresinde manda sütünden elde edilen kaymak, rulo halinde sarılarak pazarlanırken ülkemizin dünyaca ünlü tatlı çeşitlerinin de vazgeçilmez bir unsurunu oluşturmaktadır. Ayrıca manda sütünden yapılan peynirin suyundan Lor elde edilmektedir. Örneğin Filipinlerde tüketilen toplam etin 2/3'ü mandalardan elde edilirken, Azerbaycan'ın geleneksel yemeği olan dolma, manda etinden yapılmaktadır. Mısır'da ise sucuk ve salam yapımında 3-4 aylık malak eti kullanılmaktadır.



Manda yetiştiriciliği ülkemizde süt ve et verimi yönünden değer taşımaktadır. Manda eti taze veya sucuk, pastırma, salam gibi ürünlere işlenerek kullanılırken, son yıllarda sadece et verimi için üretimde artış gözlenmektedir. Ayrıca ülkemizde fermantasyon süresini kısaltması bakımından sucuk etinde TSE'nin izin verdiği oranda (%10) manda eti kullanılmaktadır.



Manda derisi, dünya pazarında önemli bir yer tutmaktadır. Manda derisi oldukça kalın olduğundan, özellikle ayakkabı (kösele) ve çanta imalatında aranan bir üründür.



Ülkemiz mandalarının genel rengi siyah olup, yay şeklinde geriye kavisli boynuza sahiptirler. Sığıra göre daha az ter bezi içerdiklerinden, yaşadığı yerde mutlak surette su birikintisi ya da göle gereksinim duyarlar.



Ergin dişi manda ağırlığı 500 kg dolayındadır. Genelde düşük kalitedeki kaba yemleri tüketmelerine karşın, sindirim yeteneklerinin sığıra göre daha fazla olması nedeniyle daha düşük maliyetle gelişim ve büyüme gerçekleştirmektedirler.



Türkiye'de manda sayısı her geçen yıl azalma göstermektedir. 2000 yılında manda sayısı 146.000 iken 2005 yılında 104.965'e gerilemiştir. Son yıllarda manda sayısında az da olsa artış görülmektedir, ancak sayı yetersizdir, arttırılmalıdır.



Geçmişte Manda Çiftliği olan ilçemizde, manda yetiştiriciliğinin tekrar canlandırılması için bulunmaz bir fırsat önümüzdedir.

Besicilerimiz, çiftçilerimiz, köylülerimiz, girişimcilerimiz... Dünya çapında talep gören, tüketimi artmış, eskiye göre çok daha kazançlı hale gelmiş, önemli oranda istihdam sağlayacak organik manda yetiştiriciliğimizi geriye getirmek, şimdiki genç kuşakların sadece işi değil aynı zamanda görevidir.

İlçemizde konu ile ilgili Meslek YÜksek Okulu bulunması ayrı bir şanstır, MANDA değerlendirilmelidir...





Faydalanılan Kaynaklar:

(1) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı resmi web sitesi.

(2) 19 Mayıs Üniversitesi,'' Manda Yetiştiriciliği ve Türkiye'deki Geleceği'' başlıklı Bilimsel Çalışması. (www3.omu.edu.tr/anajans)

ismail şengörün 20-08-2010
değerli arkadaşım fehim dikmenin miğde kanaması geçirdiğini üzülerek duydum kendisine sizlerin aracılığıyla geçmiş olsun dileklerimi sunuyor allahtan acil şifalar diliyorum.kendini susurluğun sporuna adamış arkadaşım.kendine iyi bak susurluğun senin gibilerine ihtiyacı var sevgiveselamlarımla.
Mustafa ÖNOL 19-08-2010
Gitti Gidiyor!...



''SUBAY DÜĞÜNÜ ESKİ FOTOĞRAF''

13,6 X 8,6 cm. ebadında, çil durumunda, arkası yazılı ve imzalı eski fotoğraftır.

Susığırlık, Susurluk'un eski adı, 18 Eylül 1943 tarihlidir...

Gelin-Damat (subay elbiseli) ve ailesi, 8 kişi görünmektedir.



Bu tarihi fotoğraf, (muhtemelen) Susığırlıklı gelinin yahut damadın ailesi yakınlarında bulunmayabilir, lütfen aşağıda verilen adrese girilerek fotoğrafın incelenmesi önerilir...



Adres:

urun.gittigidiyor.com/SUSIGIRLIK-DUGUN-FOTOGRAFI-1943

Özkan ÇETİN 06-08-2010
DEMOKRASİ VE ORDU



Biz kanun yapmayı beceremeyip Avrupa’dan olduğu gibi ithal eden, ama kavramların ise sadece kelimelerini ithal edip, içini yani anlamlarını burada dolduran bir milletiz. Bizim adına demokrasi dediğimiz mezbelelik ile, batıda ki gerçek demokrasi birbiriyle tam anlamıyla çelişiyor. Bizim laiklik anlayışımız ile dünyanın tanımladığı laiklik anlayışı taban tabana zıt.

Aslında işin gerçeği ve günümüzde yaşanan sıkıntıların temelinde, bizim bu ülkede gerçeğini görene kadar Hacı Murat’ı Mercedes sanmamız yatıyor. Yani sizin anlayacağınız yıllardır bize Murat 131’i, Mercedes diye yutturmuşlar. Onu sahiplenmişiz. Hatta aramızdan işi daha da edepsizliğe vurdurup, laiklik kavramını icat etmiş olan Fransa’nın, laikliği yanlış yorumladığını söyleyenler bile çıkmış. Yani düşünün Mercedes fabrikasının önüne gidip Hacı Murat ile patinaj çeken ve asıl Mercedes’in kendi arabası olduğunu iddia eden tipler var bu ülkede. Allah akıl fikir versin ne diyeyim.

Sene 1930’lar. 600 yıllık Osmanlı Saltanatı sona ermiş. Milletçe yaşadığımız uzun savaşlardan yorgun ve yarı çıplak bir vaziyette çıkmışız. Büyüklerimiz bize bir idari gömlek lazım olduğu konusunda hem fikir olduktan sonra başlamışlar aramaya. Örf, adet ve geleneklerimize en uygun bir yönetim biçimi olarak saptanan demokrasi gömleği beğenilmiş. Tamam ama bizim milli terzilerimiz bu demokrasi gömleğini direk ithal etmek yerine, kumaşını alıp dikmeyi tercih etmişler. Dikmişlerde. Ama hem gömleği hem de iğneyi batıra batıra etimizi. Sonunda ortaya bir kolu uzun, bir kolu kısa, cepleri aşağı bakan, düğmelerinin ilikleri olmayan, yakaları yukarı doğru kıvrık ve askeri apoletli bir gömlek ile, içinde biraz komik ama çokça da masum duran bir millet çıkmış. Alın işte bu demokrasi demişler bize.

Garibiz, cahiliz o zamanlar, ne yapalım inanmışız. Tam 80 yıl boyunca bu ucube gömleği oflaya puflaya giymişiz. Bu gömleğin gerçeğini Avrupa da görüp te üzerimizdekinin demokrasi olmadığını söyleyenleri vatan hainliği ile suçlamışız. Hakaretlere maruz bırakmışız. Sürmüşüz. İşkencelerden geçirmişiz. Hatta asmışız.

2000 li yıllarda bu hilkat garibesi gömlek bize artık iyice dar gelmeye başlamış. Önceden ihracat bile bakanlıktan onaylı iki İstanbullu şirket aracılığı ile yapılırken, Türkiye 21. yy’da tam anlamıyla dünya pazarına açılmış. İnternet gibi gelişmiş iletişim teknolojileri yaygınlaşmış. İnsanlar değişmiş, binalar değişmiş, arabalar değişmiş, düşünce değişmiş yani kısacası hayat değişmiş. Ama değişmeyen bir tek şey kalmış bu ülkede. O da 1930’larda icat edilen Türkiye demokrasisi.

Sizi bilmem ama bir Türk genci olarak bu güzel ülkenin hala, eşitlik olsun diye sağdan da soldan da insan astık diyen darbeci bir zihniyetle yapılmış anayasa ile idare edilmesi beni çok rahatsız ediyor. Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanlarının üniversite giriş katsayılarından tutun da, Cumhurbaşkanlığı seçimi konularına kadar rahatça yorum yapabilmesini istemiyorum. Generallerin hukuka ait bir konuda çıkıp kameralar önünde açıklamalar yapmasını, gazeteci tehdit etmesini istemiyorum. Darbeler, muhtıralar ve bu devleti sahiplenmeler devrinin sonsuza kadar bitmesini istiyorum. Silah harcamalarının kısılması ile bu ülkede çocuk esirgeme kurumlarının artık ondan bundan bağış toplamak zorunda kalmayacağına inanıyorum.

Ben ülkemde kuvvetler ayrılığı olan “yasama, yürütme, yargı” organlarına her ne şekilde olursa olsun “ordu” lafının bir daha karışmamasını istiyorum.

Aslında Türkiye Cumhuriyeti Ordusu, kimi basının abarttığı kadar bu tür devleti ve milleti konusunda gizli planlar yapan subaylardan ibaret değil, çok iyi biliyorum.

Ama artık bu yaşananlar bir son bulsun. Türkiye de bir daha darbeler dönemi açılmamasına kapansın. Ve içlerinde bir tane bile, milletinin verdiği vergiyle alınmış ordunun tanklarını, yine milletinin verdiği para ile yapılmış asfaltta, kendi öz milletini korkutmak için yürütecek kişilikte bir general varsa, artık o zat-ı muhterem herhangi bir mahkemeye değil; bu saatten sonra direk Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edilsin.

Mustafa ÖNOL 31-07-2010
SUSURLUK KAZASI !



Bilenler biliyor bilmeyenler de şimdi öğreniyor; Şair Can YÜCEL'in Adalet Ağaoğlu için söylediği ''Sen Türkiye'nin en güzel kazasısın'' sözü, Feridun Andaç'ın Adalet Ağaoğlu ile yaptığı nehir söyleşi tarzında bir kitabın adı oldu. İş Bankankası yayınlarından çıkan bu kitabı mutlaka alıp okuyunuz.



Şimdi burada biraz durup düşünelim: Kitaba ad verilen bu tanımlama bizim ilçemize uyacak mı, acaba? Baştaki sözcüğün önüne ilçemizin adını koysak... nasıl olacak? Hele bir deneyelim:



''SUSURLUK SEN TÜRKİYE'NİN EN GÜZEL KAZASISIN'' oldu.



Nasıl bulundu, beğenildi mi? Bana göre gayet yakıştı, adeta cuk oturdu, sırtımdan bir kamyon inmiş gibi rahatladım..!



Şimdiye kadar (14 yıldır) canımızı sıkan, kafamızı bozan ''Susurluk Kazası'' ve benzeri olumsuzluk içeren tanımlamalardan böylece kurtulmuş olabilir miyiz? Ama bir şartla: ''Susurluk sen Türkiye'nin en güzel kazasısın'' sloganını her yerde ve her zaman kullanalım. Mesela; otoyol güzergahındaki dinlenme tesislerinin görünen yerlerine sloganımızı asalım, ince bir ironi ile... Misafirlerimizi şaşırtalım, gülümsetelim, yanımıza çekelim... Haydi gençler! İnternette sosyal paylaşım sitelerinde her fırsatta, her zaman sloganımızı dünyaya duyuralım... Sonra da ulusal medyayı çağırıp İlçemizi gezdirelim, Susurluklularla tanıştıralım, konuşturalım. Gerçeği kaynağında görüp öğrensinler.

Bundan böyle Susurluk imajı yenilensin. Daha doğrusu aslına dönsün.



Ben böyle bir düş görüyorum, sadece gece değil gündüz bile, üstelik yıllardır sürüyor, ne yapsam gözümden düşmüyor!. İlçemizin başına bela olan bu kamyon kazası, kara talihimiz kendiliğinden düzelmeyecektir. Maddi-manevi pek çok kaybımız oldu, beklemekten bıktık. Artık İş başa düşmüştür. Gelin, imaj değiştirtme kampanyasını başlatalım.



Susurluk sevdalılarını göreve davet ediyorum...



Derdimi hemşehrilerimle paylaştım, yükümü azalttım, biraz rahatladım.

Kalın sağlıcakla.

Mustafa ÖNOL 30-07-2010
HIZLI TREN GELİYOR / PROJEYE START VERİLDİ



Haberi okudunuz mu, haberiniz oldu mu bilemiyorum ama ben ilk defa duydum. Dünkü (28 Temmuz 2010) Bandırma İlk Haber gazetesinde okudum. Haberden doğrusu çok keyif aldım.

Bandırma-İzmir arasında 278 km. uzunluğunda yapılması planlanan hızlı tren hattının projelendirme çalışmaları başlamış. Satte 250 km. hız yapan hızlı tren, 2011 yılında etüt çalışmalarının sona ermesinin ardından 5 yıl içerisinde faaliyete geçecekmiş.

Bandırma'dan başlayacak olan hızlı tren hattı projesi güzergahı üzerinde Susurluk, Balıkesir, Bergama ve Soma olmak üzere 4 adet yolcu istasyonu bulunacak ve İzmir Aliağa'da son bulacakmış...



Bandırma Limanı, İstanbul-İzmir yeni otoyol projesi, Bandırma-İzmir hızlı tren projesi bir bütün halinde düşünüldüğünde bölgemiz (Güney Marmara) 5-6 yıl sonra güçlü bir ulaşım ağına sahip olacak. Bu süreç içinde bölgeye bir de Havaalanı kazandırılabilirse çevremiz güçlü bir sanayi ve turizm bölgesi olacaktır.



Bu haber yazımız, tam da Düş Hekimi Yalçın Ergir tadında oldu!...

Ama bu düş bildiğiniz düşlerden değil; gerçekleşmeye doğru epey yol kat etmiş hakiki bir düş.

Hayırlı olsun...

Mustafa ÖNOL 25-07-2010
ŞEKER FABRİKASINDA ÇİKOLATA ve ELEKTRİK ÜRETİMİ!...



Şeker Fabrikaları günümüzde artık sadece şeker üretmekle yetinmiyor; Çikolata, Lokum, Helva, Arı Yemi Şurubu gibi yan sanayi ürünleri de üretiliyor. Pancar melası, Besi Hayvancılığında Yem ve Elektrik Enerjisi üretiminde ham madde olarak kullanılıyor. Böylece Şeker Fabrikasının kampanya dönemi dışında da ekonomik faaliyetini sürdürerek zarar etme rizkini ortadan kaldırıyor, fabrikanın rantabl çalışır hale getirilerek pancar tarımının devamı sağlanabiliyor.



Konya Şeker Fabrikası Mucizeler Yaratıyor;

Konya Şeker Fabrikası Çumra Şeker Entegre Tesislerinde Türkiyede ilk defa Sıvı Şeker üretimi yapılmış, kapasitesi Ocak/2007 tarihinde iki katına çıkarılmış ve yılda 140.000 ton sıvı şeker üretecek kapasiteye ulaşmıştır. Ana üretim konumuz olan kristal şekerin daha iyi değerlendirilmesi ve piyasaya sunumunda ürün çeşitliliği hedeflenmiş; bu yöndeki yatırımlara ağırlık verilerek Kristal Şeker Paketleme, Küp Şeker, Sert Şekerleme, Çikolata, Lokum, Helva ve Arı Yemi Şurubu Üretim Tesislerimiz tamamlanmış ve ürünlerimiz piyasaya sunulmuştur.

Fosil kökenli yakıtların rezervlerinin azalması ve maliyetlerinin yükselmesi, petrol yönünden zengin olmayan ülkemizde petrol ithalatının azalması ve küresel kirlenmeye katkıda bulunacak olan; Konya Şeker Fabrikası Çumra Şeker Entegre Tesislerinde 84.000 ton/yıl üretim kapasiteli Biyoetanol Tesisi tamamlanarak Eylül/2007 tarihinde üretime başlamıştır. (Kaynak:www.konyaseker.com.tr)



Şeker-İş Sendikası Sanayi İşçileri Genel Başkanı İsa Gök; Türk Şeker Sektörüne ve Sektörün Özelleştirilmesine İlişkin yaptığı değerlendirmesinde, ''Şeker Sanayi; Ülke ekonomisine sağladığı yılda 3 milyar dolar civarında katma değer ve yan sektörlere olan katkılarıyla, doğrudan ve dolaylı olarak 10 milyona yakın insanımıza iş ve ekmek olanağı sağlamaktadır.

Bugün dünya şeker sektörüne bakıldığında; başta dünyanın en liberal ülkesi ABD olmak üzere, bir çok ülkede korunan, desteklenen ve tamamıyla pancar üreticilerinin şekillendirdiği bir yapılanmayla sürdürülen şeker sanayiinin, ülkemizde de özelleştirilme politikalarından vazgeçilerek, özelleştirilme yerine sektör yeniden ele alınıp, pancar üreticisi, şeker işçisi ve devletin de içinde bulunduğu yeni bir model ile sektöre sahip çıkılması gerekmektedir'' demektedir.

(Kaynak:www.sekeris.org.tr)



Şekerde Nereden Nereye...!

Pankobirlik ve Konya Şeker A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk, Şeker Fabrikaları Özelleştirilmesi ile ilgili yaptığı açıklamada şeker sanayiinin 1923 yılında gerçekleştirilen İzmir İktisat Kongresinde ilan edilen Misak-ı İktisadi kararları çerçevesinde ''Köylülerden toplanan yumurtalarla'' çiftçiler tarafından kurulduğunu hatırlatarak, özelleştirmenin şeker sanayiinin kurucusu çiftçinin rızası hilafına gerçekleştirilemeyeceğini ve zaten çiftçinin olan bu fabrikaların asli sahiplerine verilmesi gerektiğini söyledi. (Kaynak:www.pankobirlik.com.tr)



Bu vesileyle; Pancar Kooperatifleri Birliği Genel Müdürlüğüne asaleten atanan hemşehrimiz; Susurluk Belediyesi eski Başkanlarından Sayın Fahrettin Tan'ı kutluyor, görevinde başarılarının devamını diliyoruz.



S.S. Balıkesir-Bursa Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Karahasanoğlu, 19 Nisan 2010 tarihinde Susurluk Şeker Fabrikası Tesislerinde yapılan Kooperatifin 57. Olağan Genel Kurul Toplantısında, ''...Düne kadar tarımsal ürünlerde kendi kendine yeten ender ülkelerden biriyken şu anda Dünyanın en çok tarım ürünü ithal eden biri haline geldik'' diyerek konuşmasına şöyle devam etmiştir; ''Arkadaşlar, yıllardır bu konuları gelen her iktidara anlattık ama bir türlü bu konuları aşamıyoruz. Yine özelleştirmeyi getirip dayatıyorlar. Allahtan Danıştay Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesini durdurdu ve bu büyük yanlışın süreci sekteye uğradı.

Şeker dünyadaki en ucuz enerji kaynağıdır. Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk Kurtulış Savaşından çıktıktan sonra Anadoluyu gezerken cılız Türk gençlerini görmüş ve Şeker Fabrikalarının sayısını arttıramaz isek gürbüz çocuklara hasret kalacağız demiştir.

Buradan siyasetçilere sesleniyorum. Fabrikaları ister tapusuyla, ister işletme hakkıyla verin, işte örneği Konya Şeker Fabrikası Çikolata da yapıyoruz, Lokum da Helva da, gelin işçisiyle, çiftçisiyle buraları çalıştıralım. Sizlerden istediğim; Seçim dönemlerinde bizlere gelen tüm siyasetçilere bu konuları hatırlatalım. Kooperatifimize ve fabrikamıza sahip çıkalım. Bunlar çiftçi kuruluşudur ve sonsuza kadar da öyle kalacaktır'' diyerek noktayı koymuştur. (Kaynak:www.pancarkooperatifi.com)



Pancar Kooperatifleri Birliği İştiraki Şeker Fabrikaları:

Adapazarı Şeker Fabrikasi A.Ş.

Amasya Şeker Fabrikası A.Ş.

Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş.

Boğazlıyan Şeker Fabrikası A.Ş.

Konya Şeker Fabrikası A.Ş.

Çumra Şeker Fabrikası A.Ş.

Kütahya Şeker Fabrikası A.Ş.



Türkiye'de 7 adet Şeker Fabrikası Pankobirlik ortaklığında bulunduğuna göre, 8ncisi Susurluk Şeker Fabrikası neden olmasın...

Bu konuda hemşehrilerimiz Sayın Fahrettin Tan, Hasan Basri Güzel, Hasan Karahasanoğlu ve Sayın Recep Konuk başta olmak üzere diğer değerli katılımcıların iştirakiyle, Şeker Fabrikamızın geleceğinin garantiye alınması amacına yönelik olarak, problemin Ankara'da konuşulmasını beklemek yerine ilçemizde bir söyleşi veya panel gibi bir topantı düzenlenemez mi, acaba?

Zamanlama uygun gibi görünüyor...

İlçemizde bu görevi kim ya da hangi kurum üstlenebilir?

Aslında hepimizi ilgilendiren bu görev tüm Susurluklularındır.

Bekleyip görelim felsefesinden uzaklaşalım.

Toplanalım... ve başaralım.

Mustafa ÖNOL 19-07-2010
DÜŞ HEKİMİ

... hangi gelincik açmak, hangi fırtına esmek, hangi yanardağ patlamak için form doldurur?...



bir ''düş''le başlar her şey

(ya da biter...)



diye başlıyor, Sıra Dışı Düşlerin Hekimi Yalçın Ergir kendini tanıtmaya:



''Yazdıklarım dünyayı kurtarmayacak, ama yazmasam da yok olacak detayları içeriyor'' diyor ve devamla:

''Ben duvara bir çivi çaktım. Her sabah Saatli Maarif Takvimi'nden yeni bir sayfayı o çiviye takıyorum. Yani asla duvardaki bir takvimden bir günü koparıp çöp tenekesine atmıyor, her sabah armağan olmuş yepyeni bir günü bir önceki günün takvim yaprağının önüne ekliyorum. Bu ruh hali sadece günler için değil, gelen yıllar için de geçerli, her gelen yeni yıla da tepe tepe kullanmam için sunulmuş bir armağan, sımsıkı doldurulacak tertemiz bir defter olarak görüyorum'' diyor Düş Hekimi.



O, aslında bir Diş Hekimi. Ama mesleğini Ankara'da sıra dışı yapmakla yetinmeyip, Düş Hekimliğine de soyunmuş. Türkiye'nin belki de dünyanın tek Düş Hekimi olarak tanımlıyor kendini. Aşırı Üretken, Hikayeci, Edebiyatçı... Tenisçi, Dağcı, Sporcu. Yaşamışlıklarından yola çıkarak hikayelerler yazıyor. Bugüne kadar Düş Hekimi-1'den başlayarak Düş Hekimi-7'ye varan hikaye kitapları yayınlanmış, onlarca yüzlerce konu işlemiş...hepsi okuyanlarından tam puan almış.



Düş Hekimi Yalçın Ergir ile henüz tanışmadıysanız ve de merak ediyorsanız, buyurun tanıştırayım.

Adres: www.ergir.com





Mustafa ÖNOL 19-07-2010
BALIKESİR TANITIMI



Bandırma İlk Haber Gazetesi'nden öğrendiğimize göre Balıkesir'in tanıtım filmi çekiliyormuş. 10 Ekim 2010 tarihinde gösterime girecek olan tanıtım filminde Balıkesir merkez, Manyas Kuş Gölü, Bandırma rüzgar santralleri, Gönen pirinç tarlaları, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası, Avşa, Çanakkale sınırında Yenice, Küçükkuyu noktasından Altınoluk, Akçay, Burhaniye Ören, Ayvalık Sarımsaklı, Şeytan Sofrası, Kaz dağları, Edremit körfezinden görüntüler bulunuyormuş.



Görüntüler alınan bu listede Susurluk neden yok acaba? Çekim yapılmadı mı, tanıtım filminde yer alınmıyor mu?



Balıkesir ilinin en tanınan ilçesi, her gün 10 binlerce aracın geçtiği, ziyaretçilerin dinlenme tesislerinde 365 gün 24 saat yorgunluk atarak damak çatlatan lezzetlerini tattığı, dinlenmiş ve mutlu olarak yoluna devam ettiği Susurluk yoksa eğer o tanıtım filmi eksik demektir.



Balıkesir Valisi Yılmaz Arslan, ''... daha önceden belirlenen noktalarla ilgili değişik açılardan görüntüler aldılar. Tanıtım filmi 10 Ekim 2010 tarihinde gösterime girecek. 30 ile 45 dakika sürecek. Çekimlerin ilçelerle ilgili bölümleri tamamlandı. Yaklaşık 3 aydır devam eden çalışmalar Eylül ortasına kadar devam edecektir. 10 kişilik ekiple çalışmalar devam ediyor'' demektedir.



Eğer ki; Bu tanıtım filminde Susurluk'taki dinlenme tesislerinden görüntüler yoksa, daha zaman bulunduğuna göre başta tesis yetkilileri olmak üzere, ilgililerin bir an önce eksikliğin giderilmesi açısından Valilik nezdinde teşebbüse geçmeleri gerekmektedir.



Susurluk'un adı; Çıkmış 9'a inmez 8'e noktasına ulaşmış, 8'e indirecek hatta daha aşağıya çekilmesini sağlayacak bu tanıtım fırsatı iyi değerlendirilmelidir. Bir daha ele geçmeyebilir...



Mustafa ÖNOL 02-07-2010
Susurluk Haber portalının bazı sayın okuyucuları makale ve haberlere yahut ziyaretçi defterine kişisel yorumlar yazıyor, içlerinden bazıları da başka kaynaklardan alıntı yapıyor. Hepsine saygımız sonsuz. Ben de bugün, izin verirseniz, ziyaretçi defterini kullanarak başka bir kaynaktan bir makale alıntı yapmak istiyorum.

Kaynak: Edremit Körfez Gazetesi yazarı Fahir Güneri.

Önce şunu hatırlatmakta yarar var: Yazarın dilini ağdalı bulabilirsiniz, Sayın Fahir Güneri 78 yaşında bir genç.

Bakalım beğenecek misiniz. İşte yazı:



''AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN, LAFA BAKILMAZ''

Bu söz de düşünür biri tarafından söylenmiş. Zannederim Ziya Paşa'nın. Bence bir sözün kimin tarafından söylendiği değil ne anlam ifade ettiği ve doğruluk derecesi önemlidir. Bu söz de sonuç olarak insana doğru düşünme ve doğru karar verme formasyonu kazandırır. Sözün devamını biliyorsunuz: ŞAHSIN GÖRÜLÜR RÜTBE-İ AKLI ESERİNDE. Yani insanın aynası İŞ' tir, palavraya veya tatavaya bakılmaz. Etrafımızda pek çok atıp tutanlar ve tutturamayanlar var. Bazı siyasiler de bu tarife girer. Adamı dinlersiniz, ne büyük adam görüntüsündedir, atar tutar, büyük büyük laflar eder, hatta kendi de inanır, inandırmaya çalışır, pek çok saftorik vatandaş inanır, tasdik eder, oy verir, alkışlar. Bu durum cümlenin ilk bölümünden sonrasını bilmeyenler içindir. Amma aklı başında olan, palavraya pabuç bırakmayan, her söylenene inanmayan, sözleri kendi akıl süzgecinden geçiren, uyanık, kültürlü ve bilge kişiler sözün ikinci kısmına kıymet verir. Yani kişinin akıl yüksekliğinin ne eserler koyduğunu görerek hüküm verir. Yok öyle palavra. Eserini görelim de senin ne mal olduğun hakkında fikrimiz olsun, derler. Bir atasözü de laf hakkında ne demiş? LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ. Diye tatavası bol kişilerle gırgır geçmiş. Ama ne yazık ki ülkemizde kültür seviyesi çok değişken olduğu ve insancıklarımızın akıl süzgecinin delikleri çok büyük olduğu için her söylenen laf süzgeçten rahatlıkla kabul edilerek geçer. Bir konuyu konuşursunuz, tartışırsınız, haklılığını ispat etmek sözlerini pekiştirmek için falanca gazete de böyle yazıyor yahu diyerek işi bağlamak ister. Peki birader, o gazete yazarının seviyesine, bu konuyu ne kadar biliyor, tarafsız mı yazıyor, yoksa takiyye mi yapıyor hiç araştırdın mı? dersiniz. Ses yok. Bu hususları kendi de düşünmemiş çünkü. Ne diyelim? Ben artık pek çok konuda insanlarla tartışmıyorum. Çoğu tartışma adabını da bilmiyor zaten. Dinlemesini bilmeyen insan söylemesini de bilmez. Boşuna konuşursunuz, nefesinize yazık.. Velhasıl sohbet edecek kişiyi bulmak büyük bir şanstır. Allah hepimize dinlemesini ve söylemesini bilen dostlar nasip etsin.''



Makale daha uzun ama, yazar musikiye geçerek devam ediyor. Çünkü üstat Edremit Altınoluk'ta yerleşmiş, Türk Sanat Musikisi Korosu kurmuş hem şef hem de hocalık yapıyor, bir yandan da körfez bölgesine 1.500 kişilik Kültür Sanat Merkezi kazandırmaya çalışıyor.

Hoşça kalın.

Tebrikler, kolay gelsin Fahir Bey.



Mustafa ÖNOL 26-06-2010
Teşekkürler Can Kerem.

5 Eylül Kurtuluş günümüze inşallah geleceğim.

Tahmin ediyorum ki, ünlü sürpriz konuklar da olacak.

Görüşmek dileğiyle.

Mustafa ÖNOL 26-06-2010
BİTMEDİ BİTMEZ

Vatana Sevgim Soyumdan,

Atama Saygım Doğuştan.

Askere Güvenim Sonsuz,

Orduya Desteğim Koşulsuz...
Mustafa ÖNOL 20-06-2010
KINIYORUM...!

Klasik bir laf, faydasız... Birileri birinden bir alıntı yapmış, bu tertemiz alanı kirletmiş. Ben o terörü/teröristi yere göğe sığdıramayanı değil, buraya taşıyanı kınıyorum.

Şu; çare diye ortaya koyup önerdiğin şeyin terörcülerin istediğinden farkı ne?

Devletin, devletlerin teröre teslim olması... değil mi? Dünyada var mı öyle, devlet değil, devletçik bile...

Sen önerini o örgütün terörü nasıl sonlandırması gerektiği üzerine kurgulasan... Kendi deyiminle, terörcülerin de kafası karışıkmış; belli ki o taraflarda sözü geçer bir vatandaşımızsın, onları aydınlatsan da bu çıkmaz sokaktan vaz geçip doğru yola girseler... Dünyaya örnek bir tutum sergilemiş olursun... Belki de... Bir başka dünya kurulmasına yarar... Tüm dünya insanları; ırk, renk,dil, din vb önemini yitirir, savaşmaktan vaz geçer...

Dünya barışa ve huzura kavuşur...

Bir dene hele...

Mustafa ÖNOL 18-06-2010
BANDIRMA İL OLMAK İSTİYOR



Sınır komşumuz Bandırma ilçesinin Balıkesir ilimiz ile rekabeti yeni değil. 1950 yılında DP Hükümetinin kurulmasıyla Bandırmalıların il olma istekleri yoğunlaştı. Hatta, Başbakan Adnan Menderes'ten 50'li yılların sonlarında sözlü 'olur' dahi alınmıştı, ancak hükümetin ömrü yetmedi, 1960 yılı 27 Mayıs'ında askeri ihtilal oldu. Böylece Bandırma'nın İl olma hayali uzun süre küllendi, ama yakılan ateş hiç sönmedi...



1965 yılına gelindiğinde; Türkiye Futbol Federasyonu, sadece tek lig ile oynanan profesyonel futbolu Türkiye sathına yayma kararı aldı. Önce profesyonel 2.lig kuruldu, proje zamanla geliştirilerek profesyonel futbol Türkiye'nin tüm illerine yayılmış oldu. Hatta sadece iller değil bir çok ilçe futbol takımları da profesyonellikle tanıştı. İlk profesyonel ilçe futbol takımı Bandırmaspor olmuştur.

Bandırmaspor; Balıkesir takımları dahil bütün rakiplerini kolayca yenen Bandırma'nın iki ezeli rakibi İdmanyurdu Gençlik ve Marmara Gençlik futbol takımlarının birleşme kararı almasıyla, 1965 Mayıs ayında kuruldu. TFF kararı gereğince 2.lige sadece il takımlarının alınması ve Balıkesirlilerin profesyonel takım kurmaması nedeniyle Balıkesir Bandırmaspor adını aldı.

Böylece 2.ligde mücadele eden ilk ilçe takımı ünvanına sahip oldu. Bandırmaspor ilk sezon (1965-66) maçlarını Balıkesir'de oynadı. İlk resmi maçını 5 Eylül 1965'te Sarıyer ile oynadı ve maçtan 1-0 galip ayrıldı. 45 yıl önce oynanan bu ilk maçı , o tarihlerde Bandırma'da ikamet eden ve sıkı bir Bandırmalı olan bendeniz de seyretme imkanı bulmuştum. Otomobil, otobüs, tren ve taksilere doluşan biz Bandırmalılar Balıkesir'e akın etmiştik.

Balıkesirliler maça pek rağbet göstermedi.



Yıl 2010: Rekabet devam ediyor...

Son yıllarda Bandırma'nın il olma talebi tekrar yoğunluk kazandı, her platformda istek dillendiriliyor.

Öyle k; Bandırma Kaymakamı Sayın Mantı dahi,' Bandırma il olma kriterlerini çok aşmış, mutlaka il yapılmalı' diyor.

Bandırma'daki tüm Sivil Toplum Kuruluşları konuyu sürekli gündemde tutuyor. Elbette Bandırma medyası da...



''Bandırma Kent Konseyi Gençlik Meclisi tarafından Bandırma'nın il olması için imza kampanyası başlatıldı. Kent Konseyi Gençlik Meclisi bünyesinde kurulan 'Bandırma İl Olsun Platformu' tarafından Cumhuriyet Meydanı'nda imza kampanyası başlatıldı. Bandırmalı gençler 82 nolu plakayı almak istediklerini ifade ederek, stand önünde yaptıkları anonslarla vatandaşları imza atmaya çağırıyorlar. Gençlik Meclisi üyeleri bir hafta içinde 100 bin imza toplamayı hedefliyorlar.'' (Kaynak: www.kenthaber.com)



Bandırma orijinli Son Kurşun gazetesi (www.sonkursun.com) yazarlarından Mehmet TIKIZ, 10 Haziran 2010 tarihli 'İL OLMA ZAMANI GELDİ ARTIK' başlıklı makalesinde, Bandırma'nın il olmayı çoktan hak ettiğini, Balıkesir'de ikamet etmesine rağmen Bandırma'nın il olmasını istediğini yazmakta ve devam ederek ekonomik gerekçesini şöyle açıklamaktadır:

''... Daha basit bir ifadeyle, Bandırma, Gönen, Manyas, Susurluk çalışıyor Balıkesir yiyor...

Çünkü; Balıkesir'in vergi gelirleri itibari ile genel bütçeye katkısının %45'ini saydığım ilçeler yapıyorlar...''



Anlaşılan o ki; Bandırma'nın il olma hayalinin sona erdirilmesi sürecinde artık sona yaklaşılmıştır: Yarım asrı aşan bu hayal, ya bir daha görülmesi dahi mümkün olmayan ucu açık bir sürece girecek, ya da, Balıkesir-Bandırmaspor takımlarının yapacakları bir dostluk maçı ile Bandırmalıların mutlu sona ulaşmaları sağlanacaktır...



2011 yılında Milletvekili genel seçiminin yapılacak olması öncesinde Bandırmalıların bütün güçleri ile atağa kalkmış bulunması, bu sefer zamanlamayı doğru tespit ettiklerini göstermektedir...



Bandırma'nın olası bir statü değişiminde İlçemiz halkının yönü ve tavrı ne olmalıdır..? Sanıyorum, konunun Susurluklular tarafından tartşılıp bir karara varılmasında yarar bulunmaktadır.



Bandırma'da olduğu gibi, ilçemizdeki bütün STK'lar ve Susurluk Kent Konseyi bir araya gelerek, konu hakkında acilen karar almaları yararlı olacaktır.

Mustafa ÖNOL 17-06-2010
EKONOMİST-İŞADAMI-AKADEMİSYEN HEMŞEHRİMİZ:



İstanbul Yeditepe ve Doğuş Üniversiteleri Öğretim Görevlisi GÜRAN TATLIOĞLU 1938 yılında Susurluk'ta doğdu. İlkokulu ve ortaokulu Susurluk'ta tamamladı, 1956 Balıkesir Lisesi ve 1960 İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu.



1960 yılında birincilikle kazandığı bir sınav sonucu gittiği ABD 'de İngilizce öğrenimi görmüştür.



Daha sonra Philadelpia'da Unıversity Of Pennsylvania'nın Wharton Graduate School'undan MBA diploması almış, Temple Üniversitesi'nde doktora derslerine devam etmiştir.



1964 yılında çalışmaya başladığı Rohm and Has Şirketi'nde çeşitli yöneticilik görevlerinde bulunmuştur.



Ayrıca, kendi kurduğu şirketiyle de uluslarası ticaret yapmıştır.



Son üç yıldan beri Yeditepe Üniversitesi MBA ve MA Programlarında Stratejik Yönetim, Küçük Şirket Yönetimi, Girişimcilik ve İnsan Kaynakları gibi dersler vermektedir.



Evli ve üç çocuk babası olan Güran Tatlıoğlu'nun ''İş Ahlakı ve Yönetimi'' adlı yayınlanmış bir kitabı vardır.





NOT:

Değerli hemşehrimiz Güran Tatlıoğlu'nun bazı ulusal gazete ve dergilerde makaleleri de yayınlanmaktadır.

Bugünkü (17 Haziran 2010) www.anayurtgazetesi.com sitesinde yer alan makalesinde, önümüzdeki genel seçimler sonrasında iktidara gelecek parti ya da partiler tarafından kurulacak hükümeti bekleyen sorunları, dünyadan örnekler vererek, sıralamaktadır.

Bilgilerinize.
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | İleri >
Adınız - Soyadınız : *
E-Mail Adresiniz : *
Mesajınız :
   
KÖŞE YAZARLARIMIZ
İÇİMİZDEN BİRİ Levent GÜNDOĞAN
KALPLER BİR OLSUN
ÜÇÜNCÜ GÖZ
KORKUYA KULLUK ( Özkan ÇETİN)
Mustafa ÖNOL
TÜRKİYE'NİN BORÇLARI
Özgen COŞKUN
DAMLA
Zeki ÖNER
BİR PORTRE
R. Serdar TOPRAKTEPE
BİR TAKSİCİ HİKÂYESİ…
Eşref KALAYCI
ORUCUN KİŞİYE VE TOPLUMA KAZANDIRDIKLARI
Kemal AYYILDIZ
BEN BÖYLE SİYASET İSTEMİYORUM!...
Bige ŞEKER
NEYİN KAVGASI?
ANKET
SİTEMİZ İSTATİSTİKLERİ
Online Kişi : 5
Bugün Online : 53
Tekil Hit : 46202
Çoğul Hit : 374920
Ip Adresiniz : 38.107.191.116
© 2008 SusurlukHaber.Com Bu sitedeki içerik kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Tasarım & Yazılım & Hosting : Ofis Soft