Yargıdan herkes şikayetçi.
Geçtiğimiz günlerde Baş Savcı CİHANER’İN tutuklanması ile başlayan süreçte
Yargı ile ilgili hoşnutsuzluk sansürsüz dillendirildi ve sürmanşetlere taşındı.
Muhalefet, CİHANER hakkında dava açılmasının hemen ardından yargının siyasallaştırıldığını ileri sürerek ortalığı ayağa kaldırdı.
HSYK’ CİHANER’İN tutuklanma sürecini başlatan özel yetkili savcıları görevden alınca da iktidar kanadı yargı bağımsızlığına darbe vuruluyor gerekçesi ile isyan etti.
Sonuçta sıradan vatandaş şunu çok net anladı: “iktidar da muhalefet de yargının anayasal konumundan memnun değil.”
Şimdi ne olacak? Bu sorunun hemen akla gelen bir tek yanıtı var:” iktidar, muhalefet oturacak konuşacak, tartışacak yargının sağlıklı bir yapıya kavuşması için yeni yasalar yapacak. Gerekirse yeni bir anayasa hazırlayacak.
O zaman sorun nerde? Bu kadar açık ve net bir çözüm bilinirken günlerce gündemin meşgul edilmesi, niye? Niye, bize çok ama çok lazım olan zamanın içi boş tartışmalara kurban gitmesi? Bu soruların da tek yanıtı var aslında: “ Daha güzel bir yaşam yolunda fikir üretme sanatı olması gereken siyaset, rakibim ne söylüyorsa ben tam tersini söyleyeyim kısır döngüsünden çıkamadı henüz. Siyaset sorun çözmek değil de sorunlar üzerine ucuz siyaset yapmayı gelenekselleştirmiş. Bir türlü vazgeçemiyor bu huyundan.
Siyaset, kendi statükosunu kıramıyor, kırmıyor. Siyasetteki tartışmaların ortak akıla dönüşüp ülkeye devrim niteliğinde adımlar attırması da hep bir başka bahara kalıyor.
İşin ilginç yanı, siyasi kadroların kendi varlıklarını korumaktan öte gitmeyen tartışmalarına iyi niyetli vatandaşlar da atlıyor ve siyasilerden daha hararetli tartışmaların ortasında buluyor kendilerini. Bu nasıl oluyor? Siyaseti profesyonel meslek haline getirmiş kadrolar bunu nasıl başarıyor? Vardır bunun da bir mantıklı bir cevabı. Ama inanın ben bilmiyorum.
Elazığ depremi siyasetteki kısır tartışmaları belli bir süre bitirdi. Gecenin sabaha yenik düşmesine ramak kala gelen sarsıntı, elli küsur vatandaşımızın gecenin aydınlığa yenilmişliğine tanıklığını sonsuza dek engelledi.
Depremin değil yoksulluğun bedelini canları ile ödeyen Elazığlı vatandaşlarımızı artık ne anayasa tartışmaları, ne balyoz darbe planları, ne düşen borsa, ne yükselen altın fiyatları ilgilendiriyor. Depremden bir dakika önce hepsi vardı hayatlarında. Kavgalar bile etmişlerdi siyasilere uyup belki. Bir dakika içinde bitiverdi her şey. Kerpiç duvarların tozunda boğulan elli küsur vatandaşımız farkına varabildi mi bunun?
Hırsı akıllarının, vicdanlarının önüne geçmiş siyasiler, üst düzey yöneticiler, bürokratlar… varabildi mi?
Biz varabildik mi?