Kafam karışık. Sentez yapmakta zorlanıyorum.Ergenekon’la başlayan , Balyoz operasyonu ile doruğa çıkan tahammülsüz zıtlaşmaların tartışmalarını dinliyorum, okuyorum. Taban taban a zıt iki görüşten hareketle sentez yapmaya çalışıyorum. Olmuyor.
Yoksa ben de mi şartlanıyorum? Yoksa ben de mi bir grubun militanı olma yoluna girdim. Anlayamıyorum. Kendime olan güvenim de azalıyor sanki. Hep ben mi haklıyım diyorum kendi kendime. Çünkü sesi yüksek çıkanların hemen tümü benim söylediklerimin tam tersini söylüyor.
Çok öncelere gitmeye gerek yok. Özel yetkili savcıların Erzurum başsavcısının işyerini ve evini araması ile başlayan ve tutuklanması ile hararetlenen tartışmalardan başlayalım. Diyelim ki: “özel yetkili savcılar bugünkü siyasi iktidarın emirleri ya da baskıları sonucu Erzurum başsavcısı CİHANER’İN tutuklanmasını talep etti. Peki o zaman Sayın CİHANER’İ tutuklayan hakim de mi iktidarın emirlerine uydu? Daha öte tutukluluk itirazını reddeden bir üst mahkemenin hakimi de mi , iktidarın emirlerini uyguladı?
İyi bildiklerimle, iyi bilmediklerim birbirine karıştı. Gerçekten tüm iyi niyetimle soruyorum: “ Özel yetkili savcıların yetkisini alan HYSK’anın Sayın CİHANER’İ tutuklayan ve tutuklama itirazını reddeden hakimleri görevden alma yetkisi yok mu? Eğer yoksa burada bir eksiklik var. Ya da soruşturma açan savcıların yetkisini alma gibi bir yetki fazlalığı var. Gerçekten bilmiyorum ve gerçekten kafam karışık.
Yasalara göre birinci sınıf bir savcıyı ancak Yargıtay yargılayabilirmiş. Tamam . Ama Yargıtay’ın önüne dosyayı kim götürecek? İnanın kafam almıyor. Birinci sınıf yargıçları, savcıları yargılamada iddianameyi kim hazırlayacak? CİHANER birinci sınıf bir savcı ve onu yargılayıp içeri atan hakimin Yargıtay ile alakası yok. İddianameyi hazırlayan özel yetkili savcıların yetkilerini aştığı gerekçesi ile yetkileri alınıyor , ama tutuklayan hakimler görevde. Anlamıyorum. Biri bana anlatsın lütfen.
Anlamak için bu konuyu tartışan uzman olduğunu söyleyenleri dinliyorum. TV’lerdeki tüm tartışmaları izlemeye çalıştım. Şu anda "Balçiçek PAMİR'İN Karşıt Görüşü'nü" izliyorum mesela. Ama ne Sayın KAZAN’A ne de Sayın GÜNEŞ’E hak verebiliyorum. Sanki kendilerini zorluyorlar ve inanmadıkları şeyleri söylüyorlar.
Balyoz operasyonunda da aynı duygular içerisindeyim. Komutanların tutuklanması beni gerçekten üzüyor. Ama kendimi suç duyurusu yapılan savcıların yerine koyuyorum. Ne yapabilirdim diye soruyorum kendime? Bir çuval dolusu dosyayı nasıl görmezden gelebilirdim. Belgeler sahte mi araştırması yapardım. “Gerçektir”, raporu verildiğinde ne yapabilirdim? Bilmiyorum. Gerçektir raporu veren görevliler hakkında soruşturma mı açardım acaba diye düşünüyorum. Zorluyorum kendimi. Bütün iyi niyetimle zorluyorum. Olmuyor...
Kavgayı sevmiyorum. İstiyorum ki herkes herkesle barışık olsun. Ama olmuyor. Olmuyor.
Kafam karışık. Dedim ya kendime olan güvenimi kaybediyorum günden güne. Biri bana, bu işleri iyi bilen biri ama en tarafsız, başka amaç peşinde koşmayan biri , birileri bana yol göstersin.
Diyorlar ki: “ bir derin devlet tasfiye edilirken bir başka derin devlet organize ediliyor." Peki yok mu bunun en doğrusunu söyleyecek,yapacak birileri? Var olan derin devleti çözerken hukuku evrensel ilkelerinden ödün vermeksizin inşa edelim çağrısını yapabilecek ve yalnızca ama yalnızca hukukun üstünlüğü ilkesini savunan ve bu ilkeden -işine gelmese de- ödün vermeyecek birileri, bir siyasi parti, bir sivil tolum örgütü.... yok mu?
Yok mu?