|
Bizler için olmasa da haberciler, gazeteciler, her gün bir şeyler yazmak zorunda olan yazarlar için şu günler oldukça iyi ve bereketli.
Haber değeri olan pek çok olay yağmur gibi yağmakta. Gündem sürekli değişmekte.
Savcılar aranmakta, gözaltına alınmakta, Daha önce adını bile pek duymadığımız yargı kurumları ile Adalet Bakanlığı hasım haline gelmekte. Birbirlerine duymayı hayal bile etmeyeceğimiz lafları sarf etmekte.
Dün de neredeyse orta büyüklükte bir ordu kurmaya yetecek kadar üst rütbeli emekli ve muvazzaf subay gözaltına alındı, evlerinde suç sayılabilecek deliller arandı.
Bu akşam ise ordumuzdaki tüm orgeneraller olağanüstü toplandı.
Yapılanlarla ilgili olarak herkes kendi cephesinden farklı şeyler söylüyor. Uzlaşmaları imkânsız.
Birleşebildikleri tek söylem yargıya güvenelim. Oysa bu koca bir yalan. Hiç kimse yargıya güvenmiyor.
Aksi olsa Başbakan mahkemeleri engel görüp halka şikâyet etmez. Yargı reformuna ihtiyaç olduğu konusunu iktidarının 8. yılında dile getirmez. Savcıların yürüttüğü soruşturma sırasında komutanlar olağanüstü toplantı yapmaz.
Gelinen noktada bir taraf rejim tehlikeye girdiğinden bahsederken; diğer taraf demokrasinin yerleşmesi, demokrasi karşıtları ile mücadele olarak konuya yaklaşmakta.
Burada da tarafların uzlaşması imkânsız. Bölünme yargı tartışmalarına göre çok daha keskin.
Ama yine ortak bir söylemleri var: darbelere karşıyız.
Elbette bu da koca bir yalan.
Artık imkânlar geniş. İnternetten 28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 muhtırasının verildiği günlerdeki gazete arşivlerine bakın.
Bu gün darbe karşıtı olduğunu söyleyen politikacılarımızın o günlerdeki demeçlerini, tanınmış köşe yazarlarımızın yazılarını okuyun. Ya çok güleceksiniz, ya da kusacaksınız.
.
|